Monthly Archives: Ağustos 2012

Jan Dark ve Demir Leydi, ‘modern’ Türkiye’ye karşı

Twitter’ı mikro günlük olarak kullanıp başından geçenlerden ya da okuduğu filmlerde izlediği kitaplarda karşısına çıkan güzel sözlerden oluşan 140 karakterler zırvalayan birisi olarak son dönemde burada paylaştığım ve genelde üzerine en çok düşündüğüm iki sözü bu boş tatil günlerimde buluşturasım geldi.  Üzerine de biraz karalayasım, lakırdı yapasım…

 

Aslında günün sonunda aynı yola çıkan iki söz bunlar… Birisi Can Yayınları’nın 5 TL’lik D&R özel kampanyasından topladığım Fuentes kitaplarından Diana‘da okuduğum “Modern zamanda İnsanlar, Jan Dark gibi doğrularını yaşamak istese de çabuk ölmekten korkup düzene uyup uzun ömürlü kişiliksizler oluyor…” sözü. Diğeriyse uyku tutmayan bir gece sabah 4’te izlediğim Demir Leydi‘de karşıma çıkan “Asla sürüye uyma her zaman kendi yoluna git…” öğüdü.

Tarihi yazan yöntem

İki farlı yerde, iki farklı tarihi karakter, iki farklı imza ve tüm bunların arkasındaki ortak neden… “Kemikleşmiş şekilde herkesin takip ettiği rotadan değil, kendi içinden gelen ve senin olmuş yoldan ilerlemek…”

Jan Dark (Öz Fransızca yazımı Jeanne d’Arc), 15. yüzyılda geçirdiği 19 yıl yaşadığı kısacık ömrüyle adını tarihe geçirmiş bir azize; erkek kılığına girip savaş veren ve sonunda sıradışı tarzıyla İngilizlere esir düşüp kafir olduğu gerekçesiyle yakılarak öldürülen bir zat-ı muhterem. Her kadın gibi cephe gerisinde kalsa veya cepheye o dönem kadınının alışılmış haliyle katılsa belki de 19 seneyle sınırlı bir ömrü olmayan, esir düşüp yanarak ölmeyecek ama o zaman asla tarihe geçen ve hakkında en çok şey bilinen tarihi karakterlerden biri olamayacaktı.

Bir diğer taraftaysa İngiliz’lerin meşhur Margaret Thatcher’ı. İngiltere tarihinin tek kadın başbakanı olarak en uzun süre o koltukta oturan kişiyi meydana getiren yegane fikirdi belki de sürüden kopup kendi rotasını çizmesi. Tabi sadece bir rota çizmek de yetmez bunun sonuna hedef yerleştirip o noktaya ulaşmak için çalışmak ve fırsatları kovalamak da lazım.

‘Modern’ Türkiye

Şimdilerde ister ‘beyaz’ Türkler’ olsun isterse de ‘kara’ Türkler’ olsun eğer tıp, eczacılık veya benzeri bitirince başka bölüme atlaması zor olmasına karşın ucunda bol para görünen bir bölüme girmemişse rotalar hep paralel gidiyor.  Ya bir mühendislik yada bir işletmeye kapak atılıyor sonra da oradan ver elini özel sektör. Eh şimdi bu kabaca çizilmiş haritada ilerleyen paralel rotaların 3 modeline bakmalı;

Model – 1, Üniversite mezunu dipten zirveyi planlayanlar: uluslararası bir şirketin satış, pazarlama vs. departmanlarındaki ‘challenge’ dolu ‘experience’ günleri. Buralardaki insanların yaşamları da hep paraleldir;

– Oflaya poflaya da olsa “şirketin adı yeter” mantığıyla sevilmese de işe gidilir.

– Çalışıyormuş imajı çizilmeye çok özenle dikkat edilir. Buna bağlı olarak sabah erken, gece yarısı vs. gibi abidik gubidik zamanlarda mail atmak ve şirketin online sistemine girmek olmazsa olmazdır.

– Müdür mesaiye kalınacak denirse kalınır, cumartesi pazar çalış denirse çalışılır. İçten küfredilir ama sonra hayal aleminden bir ses “diyemedin ya la?!” diye dalga geçer o iç sese bile laf edilemez boyun eğilir.

– Suratı sivilceler basar, stresten bilimum hastalıklar baş gösterir.

– Bunun yanısıra İngilizce ‘know how’ yeri geldiğince gösterilip havalar atılmalı. Fırsatı gelince de “O kadar İngilizce okuduk ki yerine başka kelime kullanmak aklıma gelmiyor” savunması gelir bu kişilerden. Oysa işin özü okumadığı kitaplarda, orta okulun biraz üzerine çıkmış Türkçe kelime dağarcığındadır.

– Ucundan gördüğü konuda uzman kesilmek de bunların en önemli özelliğidir.

– Evlilik ve aşk hayatı derseniz, atın çöpe bu kişilerin büyük hedefleri vardır… Sanki emekli olunca kendilerine kariyerleri yoldaş olacak sanırlar. Depresyona girme korkusundan istifa da edemezler tabi.

– Şirket içi entrikalar, arkadan kuyu kazmalar ve dedikodular da bu grubun en olmazsa olmaz yeteneğidir.

Model – 2, Üniversiteden direk zirveyi isteyenler: Bunlar da okul bitince 2-3 bin TL maaş ile çalışmayı hor görüp direk bir şirkette CEO olma hayaliyle okuyup mezun olurlar üniversitede.  Bu hayallerini gerçekleştirme yolundaysa ‘güzellik’ ve ‘zeka’  durumlarına güvenirler… (Bu hayal ürünü veya hikaye değil bizzat şahit olunmuş bir hikayeden buraya gelmiştir :) )

Model – 3, Baba holding üyeleri: Bu grup üniversiteyi hep “ya benim iş garanti, bitince babamın yanına dönüp çalışacağım. Başka şirkette çalış çalış nereye kadar” zihniyetiyle okurlar. Genellikle kendilerini geliştirmekten uzak kalma tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. Model – 2’deki kişilerin de özel hayatlarında beraber olmayı düşündükleri hedefler arasında yer alırlar. Model-1’dekilerin de genelde kıskandığı veya uyuz olduğu tipler genelde bu grupta olurlar.

Farklı rota? Farklı hedef?

Fark edileceği gibi kimse döneminin Demir Leydi’si olup farklı bir rotada yaşamak istemiyor, herkesin hedefi kapitalist patron sisteminin en iyi kölesi olmak.

Yine görüldüğü üzere kimse Jan Dark olup kendisi olmayı ve düzene kendi benliğiyle karşı koymayı da düşünmez, kısa süre yaşayıp belki de nesillere kalacak bir iz bırakmak yerine uzun süre yaşayıp sıradan karakterler olmayı tercih ederler. Bu nedenlerle;

– Bu kadar sözde mühendisi olmasına rağmen pek çok sanayide kendi ürünlerini üretemeyen,

– Mimarisi laz müteahitlerin eline bakan,

– Sürekli olarak pazarlama uzmanı, satış direktörü, CFO, CEO gibi koltuklara adam yetiştirirken tarihçi, politika uzmanı, sosyolog ve siyaset bilimcisi yetiştiremeyip televizyonlardaki ilgili tartışma programlarında hep aynı yüzleri görmek zorunda kalan,

– Oyların patatese soğana satıldığı, yıllardır gerçek bir muhalefet partisine hasret kalan,

– Dünyaca ünlü bir ressam veya diğer görsel sanatlarda başarılı sanatçılar yetiştiremeyen,

– Hiç bir zaman Oscar alamayan, o final gecesine “bir Türk filmi ödül alabilir mi?” heyecanıyla bile giremeyen,

– Dünya’ya mal olmuş yazarlarına ve müzisyenlerine sırt çeviren,

– Şike yapan yöneticisini omuzlara alan, yenilgiyi hazmedemeyen, olimpiyatlarda altın madalya alır heyecanı duyulan bir sporcu (kadın voleybol ve basketbol takımları hariç…) yetiştiremeyen,

– Sosyal medyayı en çok kullanan ülkelerden birisi olarak kendisi bu alanlarda bir gelişim yapıp bunu dünyaya mal edemeyen bir ülke olur öyle de nesiller devam ederiz…

Reklamlar
Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.