Monthly Archives: Temmuz 2013

Joshua Bell deneyi: Hayatta neleri kaçırıyoruz?

Washington’da bir metro istasyonunda, bir adam kemanla 45 dakika boyunca 6 farklı Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider.

Kemancı çalmaya başladıktan ancak üç dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı ilk bir dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider. Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında, işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

Keman virtüözü Joshua Bell

 

 

 

 

 

 

 

 

En fazla dikkatle duran ise üç yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kisa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemanci çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı…

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır.

Sorgulanan şeyler; sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz? İdi…

Dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir üç dakikamız dahi yoksa, hayatta başka neleri kaçırıyoruz acaba?

Not: Yazı başka bir sitede okuduğum bir yazıdır. Deneyle ilgili Internet’te çeşitli videolar da bulunmaktadır.

Reklamlar
Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Üç adam tek ruh

Murray – Djokovic finalini izliyordum. Setlerde skor 2-0’dı. Maçın son oyununda durum bir anda 40-0 olmuş ve Murray 77 yıl sonra şampiyon olacak ilk Britanyalı olmak üzere 3 şampiyonluk servisi arka arkaya kullanacaktı. Djokovic taraftarı olarak ben bile herşeyden ümidi kesip son şampiyonluk sayısını izlemeyi planlıyordum. Djoko pes etmemişti. birden arka arkaya alınan sayılarla skor eşitlendi ve bir an “acaba mı?” diyerek benim heyecanlanmama neden oldu. Buradan maç çevirmek tarihi bir hikayeydi ve yapabilecek nadir karakterlerden biriydi, ancak sonunda ev sahibi Murray skoru 3-0 yapıp şampiyonluğunu ilan etti.

Tüm bu tabloyu yaşarken aklım bir anda hayranı olduğum 3 adama ve benzerliklerine takıldı. Jose Mourinho, Fatih Terim, Novak Djokovic… Diğer adlarıyla; The Special One, İmparator ve The Joker.

Sanki bunlar üç farklı bedende vücut bulmuş tek ruhtu.  Üçünün de en büyük özellikleri olarak; kazanma hırsı, inat, pes etmeme, kendinden eminlik, zeka ve üst seviye de ego olarak geldi ilk bakışta aklıma.

Pes etmeme ve kazanma hırsı

Murray’le oynadığı finaldeki pes etmeyen Djokovic’i, Euro 2008’deki Türkiye Milli Takımı’nın başındaki Fatih Terim’de ve bu sezon “lig bizim için bitti, Şampiyonlar Ligi’ne odaklanmayız” diyen takım kaptanını takımdan kesen Mourinho’da gördük. Bunların örnekleri çok fazla var ama bu ilk akla gelen kareler oluyor.

Jose Mourinho, Chelsea ile Barcelona'yı Nou Camp'ta yendikten sonra meşhur sevincini yaparken

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu pes etmeme nitelikleri onların belki de en derin duyguları olan kazanma hırslarından geliyordu. Üç adam için de ikincilik her zaman başarısızlığa eş değerdi. Maçlara hep kazanmak için çıktılar ve sonunda çoğu zaman hırslarını da gösterdiler. Mourinho’nun Nou Camp’ta gelen tur sonrası saha içine koşarak gelip kayarak tamamladığı zafer sevinci, Fatih Terim’in saha kenarında kaybederken verdiği tepkiler ki çoğu zaman soluğu tribünde almasına neden oldu bunlar, Djokovic’in hırsını kontrol edemeyerek kırdığı sayısız raket ve hatta tabure hep bu hırsın kontrolden çıktığı anlardı.

Zeka

Novak Djokovic

 

 

 

 

 

 

 

Djokovic’e The Joker lakabını kazandıran en önemli özelliği geniş vuruş stili menüsü olarak gösteriliyor. Sırp tenisçi bu özelliğiyle tıpkı Batman’in belalısı Joker gibi rakibini ne şekilde öldüreceği tahmin edilemez bir hale geliyor. İşte elindeki kozları en doğru zamanda en iyi şekilde kullanabilme zekası Djoko’yu tenisin dünyadaki bir numarası haline getirdi. Aynı zekanın Mou’da da bulunduğunu söyleyebiliriz. Onun Barcelona’yı Inter’le elediği sezon sahada oynadığı satrancı göz önüne getirebilirsek bu durum daha da kesin şekilde kanıtlanmış olur. Fatih Terim içinse her zaman “teknik, taktik ve transfer bilgisi sınırlı ama insanları iyi gaza getiriyor. O nedenle de başarılı oluyor” yorumları yapılıyor. Terim’in aslında bu özelliği bir nevi liderlik ve insan yönetme becerisine işaret ediyor. Bunu en iyi şekilde kullanabilecek zekayla da Türkiye’ye tarihinin en büyük Avrupa Kupası başarısını kazandırdığını düşünmekteyim.

Egomania

Şu ana kadarki özellikler pek çok insanı kendilerine hayran bırakabilecekken, üst seviyedeki egoları bir anda tüm insanları bu üç isim için de “ya hayran ol ya nefret et” ikilemine sevkediyor.

Mourinho’nun rakiplerini aşağılamaktan çekinmeyen basın toplantılarını, Djokovic’in rakiplerini iğneleyen basın açıklamaları ve Fatih Terim’in o saha kenarındaki tavırları. Hep bu adamları bulundukları alanların ego timsali olarak ortaya çıkarıyordu. Aslına bakılırsa üçü de kazandıklarıyla bu egonun içini dolduruyorlar. Bazen bir hayranları olarak bana bile itici gelse de insan sormadan edemiyor “bu adamların yerinde başkası olsa aynı ego gösterisini yapmaz mı?”

Fatih Terim

 

 

 

 

 

 

 

Egolarının başlarına bela olduğu konular da yok değil. Mourinho’nun meşhur Chelsea-Barcelona eşleşmelerindeki tavırları nedeniyle hayalini kurduğu Barca teknik direktörlüğü şansının artık kalmadığını babası dile getirmişti. Fatih Terim’in üstün egosuna “hop” diyen Milan’ın çekirdekten yetişme topçuları, İmparator’un kellesini alan isyanı başlatmıştı. Djokovic ise ego kökenli tavırları yüzünden hep turnuvaların zaferi istenmeyen adamı oldu.

Sorgulamalar

Siz de bu üç adamı benim gibi aynı ruhun farklı vücutlara yansıması olarak görüyor musunuz, yoksa ben mi saçmalıyorum…

Aslına bakarsanız Mourinho ile Terim arasındaki yakın dostluğun temelinde de birbirlerine bakarken kendilerini görmeleri geliyor diye düşünüyorum. Biraz yakınlaşsalar Djokovic’i de severler mi…

Categories: Lakırdı masası, Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

1875’ten bugüne “Centilmenlere İletişim Rehberi”

1875’te Cecil Hartley tarafından yazılmış olan “Gentleman’s Guide to Etiquette” adlı kitapta hala geçerliliğini koruyan ve pek çok centilmenin dikkat etmesi gereken kritik iletişim noktaları bulunuyor.  Buyrun yüz küsur yıldır yaşan centilmenlik kuralları;

* Karşınızdaki kişinin fikir ve yorumları yanlış olmasına rağmen inatla fikrinde direniyorsa, sinirleneceğiniz noktaya gelmeden konuyu kapatıp konuşmayı başka bir konuya yönlendirin.

* Fikirleri farklı olsa da karşınızdaki insanı sabırla dinleyin, onun yanlış olduğunu düşündüğünüz noktalarda fikrinizi kibarca, sinirlenmeden ve onun görüşünü aşağılamadan fikirlerinizi belirtiniz.

* Karşınızdakinin sözünü kesmeyin, konuşmak için onun cümlelerini tamamlamasını bekleyin.

* Karşınızdaki konuşurken ondan sıkıldığınızı veya onun konuşmasını umursamadığınızı ima edecek saate bakmak, karşınızdakinin yüzü yerine etrafa bakmak vs. gibi hareketlerden kaçının.

Centilmen iletişimi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

* Toplum içerisinde konuşurken, az bilgi sahibi olduğunuz konuda çok iddialı açıklamalar yapmayın ve konu hakkındaki bilginizin fazla olmadığını mutlaka dile getirin.

* Bir grup içerisindeyseniz konuşurken tüm ilgiyi üzerinize toplamaya çalışmayın. Bu toplum içinde kendinizi herkesten üstün gördüğünüzü sembolize eden oldukça kaba bir harekettir.

* Bulunduğunuz toplumda zeka ve kültür olarak diğerlerinden üstün olduğunuzu düşünüyorsanız, bunu kullanarak diğer insanların kendilerini küçük görmelerini ve değersiz hissetmelerini sağlamaya çalışmamalısınız. Herkesin anlayıp, ilgi göstereceği ve fikir belirtebileceği konuların konuşulabilmesi için gruptaki konu belirleme işini diğerlerine bırakıp bu konularda ortaya süreceğiniz fikirlerle onların size olan sevgi ve saygılarını artıracak şekilde iletişimde olmalısınız.

* İyi bir dinleyici olmak da bilgili ve kültürlü bir konuşmacı olmak kadar önemlidir.

* Grup içerisindeki konuşmadan uzaklaşıp kendi aralarında konuşan iki kişinin konuşması dinlenmemelidir.

* İnsanları sıkan uzun ve yorucu konuşmalar yapılmamalıdır.

* Kendinizle ilgili çok az konuşun, etrafınızdaki insanlar kendileri sizi keşfetmeye çalışsınlar.

* Biri sizi överse, alçak gönüllülükle bu övgüyü karşılayın.

* Asla insanları birbiriyle kıyaslamayın.

* Orada olmayan biri hakkında dedikodu yapmayın.

* Sürekli başkalarından alıntılar yapmayın. Ara sıra alıntılar kullanmak kültürünüzü ve zekanızı sembolize edebilir belki ama sürekli yapılırsa insanların zihninde yavan bir algı oluşturur.

* Bilgiçlik taslayıp ukalalık yapmayın, çünkü bu zekanın değil aptallığın sembolüdür.

İletişim

 

 

 

 

 

 

 

 

* Dilinizi doğru ve akıcı şekilde kullanın. En önemli kültür ve zeka sembolü kendi dilinizi ne kadar iyi şekilde ve doğru kelimelerle konuştuğunuzdur.

* Teknik ve mesleki terimler kullanmayın. Bu durum sizin konuşmanızdan insanların tat almamasına neden olur ve sizi sıkıcı hale getirir. Eğer zorunlu olarak kullanmanız gerekirse uzun uzun açıklama yapmayın.

* İnsanları güldürmek için kendinizi zorlamayın. Kendinizi bu yönde zorlamanız halinde sadece alay konusu olacak durumlara düşersiniz.

* Kendinizi övmekten; paranız, kişisel bağlantılarınız, lüks varlıklarınız, seyahatleriniz vs. hakkında konuşmaktan uzak durun. Bu topluluk içinde yapabileceğiniz en görgüsüz harekettir.

* Kendinizle alay ettirmeyin. Böyle durumlar oluştuğu zaman sakin,  soğuk ve masum bir tavırla etrafınızdaki insanları etkiniz altına alın.

Bir centilmenle kadın iletişimi

 

 

 

 

 

 

 

 

* Toplum içinde yaptığınız konuşmalarda yabancı dilde kelimeler ve alıntılar kullanmaktan mümkün olduğunca uzak durun.

* Birden fazla anlamı olabilecek cümleler kurmayın.

* Bir konuşma sırasında sinirlenirseniz ya konuyu değiştirin ya da öfkeniz dinene kadar susun. Böyle durumlarda daha sonra telafi edemeyeceğiniz sözler ağzınızdan dökülebilir.

* İnsanların özel hayatlarına ve aile hayatlarına saygı duyun. Başka birinin özel hayatıyla ilgili bildiğiniz birşeyi asla dile getirmeyin.

* Tanımadığınız insanlarla ilgili asla bir sıfat kullanmayın.

* Topluluğa öğüt vermeyin. Bu sizi haklı olsanız bile ukala gösterecektir.

* İnsanları övmeyin. Bu sizi samiyetsiz ve güvenilmez biri pozisyonuna düşebilir. (Sizden üstün birini övmeniz bencillik ve yalakalık, kadınları övmeniz onlarla konuşacak konunuz olmadığı hissiyatı uyandırabilir.)

Var mı bunlara ek bir centilmenin taşıması kesin gerek dediğiniz iletişim kuralınız?

Categories: Er kişiye bilgiler | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.