Posts Tagged With: galatasaray

Üç adam tek ruh

Murray – Djokovic finalini izliyordum. Setlerde skor 2-0’dı. Maçın son oyununda durum bir anda 40-0 olmuş ve Murray 77 yıl sonra şampiyon olacak ilk Britanyalı olmak üzere 3 şampiyonluk servisi arka arkaya kullanacaktı. Djokovic taraftarı olarak ben bile herşeyden ümidi kesip son şampiyonluk sayısını izlemeyi planlıyordum. Djoko pes etmemişti. birden arka arkaya alınan sayılarla skor eşitlendi ve bir an “acaba mı?” diyerek benim heyecanlanmama neden oldu. Buradan maç çevirmek tarihi bir hikayeydi ve yapabilecek nadir karakterlerden biriydi, ancak sonunda ev sahibi Murray skoru 3-0 yapıp şampiyonluğunu ilan etti.

Tüm bu tabloyu yaşarken aklım bir anda hayranı olduğum 3 adama ve benzerliklerine takıldı. Jose Mourinho, Fatih Terim, Novak Djokovic… Diğer adlarıyla; The Special One, İmparator ve The Joker.

Sanki bunlar üç farklı bedende vücut bulmuş tek ruhtu.  Üçünün de en büyük özellikleri olarak; kazanma hırsı, inat, pes etmeme, kendinden eminlik, zeka ve üst seviye de ego olarak geldi ilk bakışta aklıma.

Pes etmeme ve kazanma hırsı

Murray’le oynadığı finaldeki pes etmeyen Djokovic’i, Euro 2008’deki Türkiye Milli Takımı’nın başındaki Fatih Terim’de ve bu sezon “lig bizim için bitti, Şampiyonlar Ligi’ne odaklanmayız” diyen takım kaptanını takımdan kesen Mourinho’da gördük. Bunların örnekleri çok fazla var ama bu ilk akla gelen kareler oluyor.

Jose Mourinho, Chelsea ile Barcelona'yı Nou Camp'ta yendikten sonra meşhur sevincini yaparken

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu pes etmeme nitelikleri onların belki de en derin duyguları olan kazanma hırslarından geliyordu. Üç adam için de ikincilik her zaman başarısızlığa eş değerdi. Maçlara hep kazanmak için çıktılar ve sonunda çoğu zaman hırslarını da gösterdiler. Mourinho’nun Nou Camp’ta gelen tur sonrası saha içine koşarak gelip kayarak tamamladığı zafer sevinci, Fatih Terim’in saha kenarında kaybederken verdiği tepkiler ki çoğu zaman soluğu tribünde almasına neden oldu bunlar, Djokovic’in hırsını kontrol edemeyerek kırdığı sayısız raket ve hatta tabure hep bu hırsın kontrolden çıktığı anlardı.

Zeka

Novak Djokovic

 

 

 

 

 

 

 

Djokovic’e The Joker lakabını kazandıran en önemli özelliği geniş vuruş stili menüsü olarak gösteriliyor. Sırp tenisçi bu özelliğiyle tıpkı Batman’in belalısı Joker gibi rakibini ne şekilde öldüreceği tahmin edilemez bir hale geliyor. İşte elindeki kozları en doğru zamanda en iyi şekilde kullanabilme zekası Djoko’yu tenisin dünyadaki bir numarası haline getirdi. Aynı zekanın Mou’da da bulunduğunu söyleyebiliriz. Onun Barcelona’yı Inter’le elediği sezon sahada oynadığı satrancı göz önüne getirebilirsek bu durum daha da kesin şekilde kanıtlanmış olur. Fatih Terim içinse her zaman “teknik, taktik ve transfer bilgisi sınırlı ama insanları iyi gaza getiriyor. O nedenle de başarılı oluyor” yorumları yapılıyor. Terim’in aslında bu özelliği bir nevi liderlik ve insan yönetme becerisine işaret ediyor. Bunu en iyi şekilde kullanabilecek zekayla da Türkiye’ye tarihinin en büyük Avrupa Kupası başarısını kazandırdığını düşünmekteyim.

Egomania

Şu ana kadarki özellikler pek çok insanı kendilerine hayran bırakabilecekken, üst seviyedeki egoları bir anda tüm insanları bu üç isim için de “ya hayran ol ya nefret et” ikilemine sevkediyor.

Mourinho’nun rakiplerini aşağılamaktan çekinmeyen basın toplantılarını, Djokovic’in rakiplerini iğneleyen basın açıklamaları ve Fatih Terim’in o saha kenarındaki tavırları. Hep bu adamları bulundukları alanların ego timsali olarak ortaya çıkarıyordu. Aslına bakılırsa üçü de kazandıklarıyla bu egonun içini dolduruyorlar. Bazen bir hayranları olarak bana bile itici gelse de insan sormadan edemiyor “bu adamların yerinde başkası olsa aynı ego gösterisini yapmaz mı?”

Fatih Terim

 

 

 

 

 

 

 

Egolarının başlarına bela olduğu konular da yok değil. Mourinho’nun meşhur Chelsea-Barcelona eşleşmelerindeki tavırları nedeniyle hayalini kurduğu Barca teknik direktörlüğü şansının artık kalmadığını babası dile getirmişti. Fatih Terim’in üstün egosuna “hop” diyen Milan’ın çekirdekten yetişme topçuları, İmparator’un kellesini alan isyanı başlatmıştı. Djokovic ise ego kökenli tavırları yüzünden hep turnuvaların zaferi istenmeyen adamı oldu.

Sorgulamalar

Siz de bu üç adamı benim gibi aynı ruhun farklı vücutlara yansıması olarak görüyor musunuz, yoksa ben mi saçmalıyorum…

Aslına bakarsanız Mourinho ile Terim arasındaki yakın dostluğun temelinde de birbirlerine bakarken kendilerini görmeleri geliyor diye düşünüyorum. Biraz yakınlaşsalar Djokovic’i de severler mi…

Categories: Lakırdı masası, Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Samimiyet

Günlerdir bazen olaylar içinde koştururken, bazen de Twitter’da yorum yapıp yorum okurken geçiyor zaman. İnsanların oturup tüm yaşananları ve yaşantılarını sorgulamaya başladıkları bir dönem oldu resmen artık bu günler. Bir mesai arkadaşım yazmış “Her gün yaptığım şeyler hiç bu kadar anlamsız gelmedi” diye… Hak vermeyen var mı acaba?

Geçtiğimiz gün Twitter’da eski patronum yazmış “Özgürlüğünün kısıtlandığını düşünenler gerçekten hangi özgürlüğünün kısıtlandığını düşünüyor?”, cevabım “En basitinden İnternet’te hangi siteye girebileceğime benim adıma birinin karar vermesi” Bunun arkasından iki tane tanımadığım insandan arka arkaya gelen yorum;

youtube

 

 

 

 

 

– “Youtube, kemalistlerin isteğiyle mahkeme tarafından engellenmişti.” (e ama biz “kimse” demiştik ya o kelimenin bir önemi yok mu? benim kemalist olduğum nereden çıktı o cümleden. Refleks olmuş biri bir özgürlük feryadı yapıyorsa kemalisttir zahir :) )

– “Onun çözümü var sonuçta engeli aşarak izleyebiliyorsun” cevabım: “kanunen yasak olan birşeyi yapmak için çözüm bulmak ve onu kullanmak hukuki olarak suç değil mi?” (buna yorum gelmedi tabi haliyle :) )

Bunun arkasından alkol yasağı üzerine biraz muhabbet dönüyor. Bir sorum oluyor “Neden 100 metre? 50 metre değil, 200 metre değil? Hiç sorguladın mı? Yoksa sorgulamadan kabul mü ettin?” cevap şöyle geliyor “Bu toplumu kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için var olan birşey altında başka birşey aramamak lazım.” Son bir kelimem oluyor; “Bahis ve kumar kötü bir alışkanlık. Ama devlet tekelinde bu ülkede bahis oynanırken, insanların içki yasası konuşmasını samimi bulmuyorum. ” cevap gelmiyor, çünkü biraz araştırınca çıkıyor ki kendisi iddaa oynayan birisi ve bu özgürlüğüne taş gelince herşey sus pus…

Bu konuşmadan sonra herşeyi samimiyet penceresinden bakarak değerlendirdim kendimce birşeyler yaratmaya çalıştım. Herkesin de payına düşenler vardır zannımca…

– Başta bir ağaç uğruna orada olan bir avuç gence orantısız güçle saldırıp insanları oraya toplayan hükümetin bu işi faiz lobisi ve dış mihraplar yapıyor savunması samimi geliyor mu? (O çevrecilerin başındaki kişiyi doğru muhattap alıp dinlese ve demokratik ikna süreci uygulansa sizce bunlar olur muydu?)

esnaf

 

 

 

 

 

 

– İş demokratik bir sürece girmişken Park’ı boşaltmama kararı alarak, kendi özgürlüğünü isterken o bölgede yaşayan veya çalışanların özgürlüklerine darbe vurmaya niyetlenen insanlar ne kadar samimi? (Ben görüşmeler başlayınca gitmemeye başlamıştım Gezi Parkı’na ama Cumartesi yeniden hareket başladı, çünkü yine özgürlüklerimin savunulması ihtimali olmadığı ve diktatörce yine asarım keserim diyip her kararı alabilecek bir düzenin karşıda olduğunu görmüş oldum.)

– Özgürlük için oradayken Türbanlı bir anneyi döven insanın özgürlük anlayışı ne kadar samimi?

– Bu hareket özgürlüklerin korunması, muhattap alınmak vs. için insanların tek vücut olması hareketi derken partilerinin veya örgütlerinin bayraklarını asan, o bayraklar ellerinde dolaşan oluşumlar ne kadar samimi?  (Buradaki kasıt PKK değil tüm parti ve sivil toplum kuruluşlarıdır)

Gezi Parkı'na Cumartesi akşam müdahalesi

 

 

 

 

 

 

 

 

– Büyük bölümü polis şiddetine tepki olarak oraya koşan grup tam sakinleşmiş, artık süreci daha karşılıklı konuşmalı bir ortama taşımaya niyetlenmeye başlamışken yeniden polis şiddetiyle ortamı körükleyenlerin bu olayı tatlıya bağlama samimiyeti ne kadar var?

iddaa logosu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

– “Dinde yazan şey kanun olunca mı zorunuza gidiyor”, “türbanlı kızlarımız okula gidemiyor”, “bir türbanlı anne dayak yiyor” diyerek dini sömüren bir insanın kendi hükümetinde ülkede bahisi tekel şeklinde devlet yönetimiyle ilk kez resmi olarak başlatması din yaklaşımı ne kadar samimi? (Toplumun hassas olmadığı bir dini yasağı kullanıp para kazanınca günah olmuyor zahir :) )

Gazi parkı olayları cami

 

 

 

 

 

 

 

 

– “Camiye ayakkabılarıyla girdiler” diye feryat figan eden bir başbakana hiç bir vicdanın kalkıp “Cami Allah’ın evi olarak görülüyorsa ve bir insan dini inancı, görüşü vs. ne olursa olsun yaralanınca Cami’ye sığınan insanda bile ayakkabı mı dert ediyorsun?” diyememesi ne kadar samimi? (Aynı camide içki de içiliyor dedi ama imam yalanlayıp dinen yapması gerekeni yapıp doğruyu söyleyen imamı görevden alan birinin hala din ve bu cami olayı yorumlarına inanan ne kadar samimi o da ayrı konu…)

kask numarası kapalı polis

 

 

 

 

 

 

 

 

– Kask numaralarını gizlemesi, evlerden “yeter artık atmayın evde nefes alamıyoruz” diye haykıran halkın evine gaz bombası atan polisin toplumun huzur ve güvenliğini sağlama konusundaki görevini yapıyor olması fikri ne kadar samimi?

– Olayların ilk 3-4 günü hiçbir şey yayınlamayan medyaya yönelik olarak “medya bu kadar özgür değildi” diyen birinin toplumu her konuda kendi çıkarlarına göre değil gerçeklere göre doğru bilgilendirdiğine inanan insanlar ne kadar samimi?

Polis, Toma'daki suya kimyasal madde katarken

 

 

 

 

 

 

– “Tomanın suyunda ilaç var ama kimyasal değil” diyen ve “bugün müdahale olmayacak” diyip akşam müdahaleyi izleyen vali ne kadar samimi? (Bana ilaç olup kimyasal olmayan birşey söyleyin valiyi cepten arayıp baştan beri tüm dediklerim için özür dileyeceğim :) )

– Havaalanlarında miting yapan ve oralarda polis müdahalasi olmayan, taksime miting yeri değil diye polis müdahalesi yapan; elinde sopalarla yürüyen AK Gençlere arkasında duran tomanın dokunmadığı ülkede eşitlik ve eşit mesafede demokratik devlet duruşuyla ben %100 başbakanıyım demek ne kadar samimi? (İkinci olayı dün Kabataş’ta bizzat gördüm ama evine giden vatandaşı oynadığımdan dikkat çekmemek için fotoğraflayamadım)

AKP mitingine hazırlanan çarşı pankatları

 

 

 

 

 

 

 

 

– Ankara’da MHP bayrağıyla, İstanbul’da yalandan “yaptığı” Çarşı bayrağıyla üstüne çakma Gucci Tshirt giyip Nişantaşı’nda salınarak insan kandırmaya çalışan yurdum genci imajlı hükümetin kitleleri kandırmadan iş yapıyoruz anlayışı ne kadar samimi?

Hitler dönemine ait referandum pusulası

 

 

 

 

 

 

 

– Hitler’in diktatörlük stratejisinin en temel öğesi olan “sonucu hesaplanabilen bölgede referandum ve plebisit uygulaması” yöntemini kullandığı halde “hangi diktatör bunu yapar?” diyen başbakanın yönetim anlayışı ne kadar samimi?

– Terör örgütü liderine “sayın” diyen ve terör örgütüyle barış için masaya oturan, ama karşısındakileri galeyana getirmek için Gezi Parkı’nda bayrak açan terör örgütü üyelerini kullanan başbakanın Barış Süreci fikri ne kadar samimi? (Unutmamak lazım, barış süreci sonrası bu insanların siyasi ifade özgürlükleri ve toplumda bayraklarını açarak gezme özgürlükleri olacak. Onlara uygulanacak her toplumsal şiddet de suç olacak.)

Adalet sarayı baskını

 

 

 

 

 

 

 

– Hukuka aykırı şekilde içinden avukatları alınan bir “Adalet Sarayı” bulunan ülkede hak ve hukuk inancı ne kadar samimi?

– Doktorların, Hipokrat Yemini’ne uygun hareketle önüne gelene kimliğine bakmadan tıbbi müdahalede bulunmasını eleştirip bunları cezalandıran devletin sağlık anlayışı ne kadar samimi?

– Bireysel emeklilik sisteminde ödemelerinizi yapıp bitirseniz bile paranızı alabilmek için 50’li yaşları beklediğiniz, ama milletvekili olursanız 29-30 yaşında yüklü maaşla emekli olabildiğiniz bir ülkede emek karşılığı ne kadar samimi?

– Karşısındaki farklı görüşü dinlemeye tahammülü olmayan insanların olduğu ülkede başbakandan muhalif görüşlere kulak vermesini beklemek ne kadar samimi?

– Sığ bir öğrenim hayatıyla futbolculuk, iett memurluğu vs. basamaklarından geçip başbakan olan birinin psikoloji, sosyoloji, mimari, şehir planlama, çevre bilimi, matematik, sağlık, ekonomi vs. gibi konularda ben bilirim herkes işine baksın tavrı ne kadar samimi?

– İstanbul Belediye Başkanı olduğu günle şimdi arasında mal varlığında uçurum olan ortanın altı gelir düzeyinden gelip bir anda zenginler arasına girebilen birine “bu para nereden geldi?” diyip karşılığını alamadığınız ülkede şefaflık, faiz lobisi, karanlık güçler hep karşımızda diyen ne kadar samimi?

– Oteli nedeniyle sempati kazanan bir holdingin insanların gönlünü biraz daha derinden fethetme amaçlı gıda desteği hareketi ne kadar samimi?

– Para, rant, çıkar, pozisyon, iş korkusuyla susanın, kendi istediği dışındakilere gözünü kapayanın hayat anlayışı ne kadar samimi?

– Yapılan olumlu hareketlere de sırf muhalefet olsun da nolursa olsun diyenin yorumları ne kadar samimi?

– Polisin öldürdüğü kesinleşen çocuğa, otopsi bitmededen “onu eylemcilerden gelen taş öldürdü” diyen, çocuğun öldüğü yere “teşekkürler Türk polisi” pankartı astıran, yollara eylemciler atsın diye taş düzdüren, oğluyla beraber içini boşaltıp iflas ettirerek iki lig birden küme düşmesine neden olduğu takımın atkısını başbakana takıp tribünlere oynamaya çalışan belediye başkanının vicdanı ve hareketleri ne kadar samimi, bu adamı barındıran siyaset ne kadar samimi?

Ellerinde sopayla tekbir getiren grup

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

– Ellerindeki sopalarla karşısındaki sopasız gruba saldırmaya çalışan ve tekbir getiren grubun din anlayışı ne kadar samimi? http://youtu.be/7BSIwRoQbyw 

Taksim'e bombaların atıldığı an

 

 

 

 

 

 

 

– Dış basının yayında olduğunun bilindiği saatlerde, polisine en yoğun saldırılardan biri için emir veren insanın “Türkiye’mizi yabancı basın kötü tanıtıyor. Bunlar hep onların oyunu. Görüntüler yüzünden turizm kaybımız oluyor!” feryatları ne kadar samimi?

– “Reyhanlı’da Sunni kardeşlerimiz öldü” dedikten beş dakika sonra “CHP mezhep ayrımı yapıyor” diyen insanın dürüstlüğü ne kadar samimi? (Söylediği ve sonra yalanlanan açıklamaları, elde kayıtları olan şeylere ben demedim inkarları vs. de ayrı konu)

– Ne için yaptığını bilmeden, olayı polise karşı gelme odaklı bir bilgisayar oyunu sanarak hareket edenin eylemde bulunması ne kadar samimi?

Ethem Sarısülük'ün annesi

– Suçludur, suçsuzdur, sicili nedir, örgüt üyesi midir yoksa tamamen masum mudur bilemem ama olaylar da ölen çocuğunun cenazesini almak için “Sizin de ananız var, ne olur izin verin oğlumu alıp gideyim” diyen anneyi görüp dolmayan göz ne kadar samimi? youtu.be/wb_rz-S-ee0 

Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarları Gezi Park'ta

 

 

 

 

 

 

 

– 3 gün önce birbirini öldüren şimdi kol kola gezen ama 3 gün sonra yeniden birbirlerine karşı salyalar saçarak bağırıp küfredecek olan futbol taraftarlarının bütünleşmesi ne kadar samimi?

– Polisi müdahaleye davet ederek sakin ortamı bir anda karıştıran başbakanın bir gün sonra mitingte “LYS sınavı olan gece sabaha kadar tencere tava sesi yapıp sınava girecek gençlerimizi uyutmadılar” diyerek sınavı girenleri düşünmesi ne kadar samimi?

– Ülkeye girişi yasaklı bir cemaat liderinin Türkçe Olimpiyatları öncesinde video kaydını yayınlayan TRT’nin insanların vergileri üzerine kurulu bir devlet kanalı olması samimi mi?

– Karşı olduğu görüşte olan bir arkadaşını sırf üslubu ve görüşü nedeniyle defterden silenin dostluğu ne kadar samimi?

Divan Oteli'ne gaz bombası atıldığı an

 

 

 

 

 

 

 

 

– Bence en önemlisi: Pazar günü olaysız bir şekilde Divan Oteli’ni boşaltabilen ama Cumartesi günü içinde hasta, yaralı ve çocuk varken kapalı alana gaz bombası atan polise tek laf etmeyenin insanlığı ne kadar samimi? Divan Otel’e biber gazı atıldığı anın videosu

Daha da çok şey vardır ama akla gelen şimdilik bu kadar…

Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bu kanı hepimiz döktük!

Cumartesi gününden beri spor adı verilen temaşadaki gariplikleri izleyip sinirden kudurmakla beraber, yazmak için hep biraz daha herşeyin yerli yerine oturmasını biraz daha olayları görmek istedim. Politik bazlı Reyhanlı olayı da oldu bu dönemde ama o konuya değinmeyeceğim. Sonucu acı; sebebi para ve politika. Apolitik bir insan olarak “politika ve para olmasa dünya güllük gülistanlık” diyen biri olarak zaten o konudaki tavrım net ve konu hakkında diyeceğim tek şeyse; politika, güçlü olma düşleri ve ekonomik hayaller artık masum ya da kendisinin yarattığı “suçlu” birilerini katletmekten vazgeçsin!

Beşiktaş İnönü Stadı

 

 

 

 

 

 

 

Neyse ben sevdiğim konunun iğrenç tablolarına geri döneyim… Önce İnönü Stadı’na veda maçına doğru gidilsin. Türk futbol önemli hikayelerinden biridir o stad. Dünya’daki en güzel konuma da sahiptir. Avrupa’dan Asya’ya selam eder Boğaz’ın dibinden. İşte böyle bir yerin yıkılmadan önceki son maçı oynandı Cumartesi günü. Maç öncesinde Gençlerbirliği tarafı “bu maçı sizin doyasıya yaşamanız lazım” diyerek taraftar getirmeyeceklerini ilettiler Beşiktaş kulübüne. Bütün Beşiktaşlılar, günlerce fellik fellik bilet aradılar ve sonunda o veda günü geldi. Maçta iki takımında ciddi bir galibiyet ihtiyacı yok, biraz Beşiktaş’ın var o da bir umut Şampiyonlar Ligi’ne gidilir mi diye. Böyle önemli maçlarda Beşiktaşlılar’ın ritüelidir, takım otobüsü geçerken yolu kesip tezahüratlar ve meşalelerle takımı kucaklamak. Bunu bilmeyen de yoktur. Doğrudur, yanlıştır tartışılır ama bilinir. Tam böyle bir anda taraftar coşkusunu takımla paylaşarak onları büyük stada vedaya göndermek isterken bir kaç “cevval” Türk polisi önce motor üstünde havaya ateş ederek kalabalığın arasına dalıyor. Sonrasında taraftarlar galeyana gelince de milli gazımız biber gazını basıyorlar. Başbakan’ı çırağandaki ofisindeyken çıkar da bu nasıl rezalet kimse engel olamadı mı bu yol kesilmesine demesin diye “işini yapan” polis bir ortalığı karıştırıyor ve korumakla yükümlü olduğu halkının ayılıp bayılmasına, onların malına mülküne zarar gelmesine neden oluyor. Polisin görevi böyle şeylerin hiç olmaması için herkesin bildiği bir gerçeğe karşı önceden doğru önlemleri almak değil midir? Neyse sonuçta bir şekilde başbakanından laf yememiştir yeter ona halktan polise ne. Biraz zaman geçiyor aradan bu kezde hiçbir şekilde polise saldırmayan, o tarihi stadın meşhur Beleştepe’sinde o bedava keyfi son kez yaşayan taraftara biber gazı sıkılıyor. Ortada polise tehdit yok, can mal güvenliği sorunu yok, terör olayı yok; ama “sözünü dinlemedi mi? Sık anasını satayım gazı görsün ebesininkini” mantığıyla çalışan “eğitimli” polislerimiz var.

Didier Drogba ve Volkan Demirel

 

 

 

 

 

 

 

Cumartesi onlarla böyle sinirlenirken; geliyoruz Pazar’a… Herşey saha dışında yeterince gerilmişti zaten. “alkış” mı “kıyamet” mi tartışmalarında yüce yöneticilerimiz bu iki kelimeyi birleştirip “Alkış kıyamet” sistemini bulamadan “kıyamet” kopardılar. Maç içinde işini yapmaya çalışan antrenörlere ağız dolusu küfür eden taraftarlar;  “Ölecek ölecek öleceksiniz, ananızın amını göreceksiniz!” diye sporda şiddet yasasına uyan tezahürat kültürüyle rakip futbolcuları selamlayan taraftarlar, tartışan iki kişiyi ayırmaya giden dünyaca ünlü yıldıza atar yapan rakip takım kaptanı ve rakip takım kaptanı oyundan atılınca arkasından gidip ona “I fuck your mom! Stupid! Stupid” diye iltifatta bulunan aynı dünya yıldızı, Birbirlerine gırt gırtlağa girip kavga eden iki takım kaptanı ve milli takım “arkadaşı, maç bitince 10.000’lerce kişiyi tahrik edip belki de faciaya yol açabilecek çocukça bir kutlama yapan “Şampiyon” takım. Maç sonrası herkesin dilinde “provakasyon” ama ne demişti Sezen “Masum değiliz hiç birimiz”

Pazar günü tek kaale aldığım ve olayı en iyi şekilde yansıtan cümleler Brezilya tarihinin en büyük iki kalecisinden birisi olarak gösterilen bir antrenörden geldi;  “Provakasyonu sahada değil daha yukarılarda aramak lazım. Bu oyunun geleneğindendir, maçtan önce konuk takım hocasına gider “hoşgeldin ve bol şanslar” dersiniz, ama malesef Aykut Kocaman’dan bunu göremedim” işte budur bizim hikayemiz de marka değerimiz de. Alkışlama mevzusunda herkes o utanç verici sulu derbiyi örnek gösterdi “büyük başkan” da dahil. Ama kimse bu maçı yukarılardan izleyen 6-0’da rakibinin elini sıkanı konuşmadı. Ne gerek var ki güzelliklere çirkinlikler varken?

Burak Yıldırım

 

 

 

 

 

 

 

 

Maç bitti… Maçtan önce başkanlarını hocalarını, maç içinde kaptanlarını gören gençler Edirnekapı’da karşılaştı. Olayın videosunu vs. katilin ifadesini okuyana kadar izlememiştim. Benim aklımda hep Pazartesi bindiğim taksici vardı. Maktul bir arkadaşının oğluymuş ve 10 dakika önce öğrenmişti. Anlatıyordu; “Çok efendi çocuktu. Gaziosmanpaşa’da Karadeniz Market diye iki marketleri vardı. Durumları falan da çok iyiydi. Nedir bu kin bu öfke” diye serzenişte bulunuyordu. Arkadaşının oğlu bu kadar yakmıştı yüreğini, varın anaları babaları siz düşünün. İfadeyi okudum, videoları izledim. Sonuç; “Evine dönen katile 5-6 kişinin de yanında olmasının verdiği sürü gücüyle seslenip koşan maktul ve elindeki bıçağı canice kalbe saplayan katil” bütün efendilik formalar giyilince bitmiş miydi? Efendi insan durduk yere tek bulduğu rakip takım taraftarının üzerine arkadaşlarıyla yürür müydü? Hani bu formalar büyük ve ağırdı? Hani bunlar gururun, asaletin, büyüklüğün renleri ve kıyafetleriydi? Buyrun işte artık büyüklük bu…

Fenerbahçe Galatasaray muz sorunu

 

 

 

 

 

 

 

Bundan sonra bir de “Muz meselesi” çıktı. Olabilir insanlar ırkçı olabilir, kulüpler de ırkçı olabilir. Ama hiç bir kulüp ırkçı taraftarını basın toplantısına çıkarıp biz ırkçı değiliz demez sanırım. “Biz kamera görüntülerini izledik o muzlar sallanırken sahada sadece Muslera vardı” dediler. Tüm delillere kanıtlara göre inanmıştım. “Garipler Avrupa’lıya özendi zahir” dedim. Ama aradan 2-3 saat geçti takke düştü kel göründü. Fenerbahçe tribününde maçı izleyen bir Galatasaraylı’nın çektiği videoda tüm takım sahadayken “Ölecek ölecek öleceksiniz” diye başlayan tezahüratla Galatasaray’ın malum futbolcularına muz sallanıyordu. Videoyu Fenerli bir spor yazarı arkadaşıma ilettim, bütün gün “Drogba ve Eboue’ye giydiriyordun. Bu videoyu gazeteci olarak senin çıkarman lazımdı ama neyse al buyur gerçekler görev sende” dedim. Fanatizmi ağır bastı ırkçılığa karşı gerçekleri yazmak ve twitter’da giydirdiği futbolcularla takımdan özür dilemek yerine benle ilşiğini kesti twitter üzerinden. Videoyu izlemeden önce bana “madem öyle birşey var bu kadar kameraman foto muhabiri niye çekmemiş bunu?” demişti. Sorunun cevabı da bu olayda gizli aslında.

Galatasaraylı baba Beşiktaşlı oğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

Arena’daki Beşiktaş maçında yan yana maç izleyen Galatasaray’lı bir babayla Beşiktaş’lı küçük oğlunun resmi vardı ortalıkta dolanan. Bütün arkadaşlarım ki bunlar üniversite mezunu eğitim olarak toplum üst seviyelerinde olan kişiler konu renklere gelince gözü dönüp “böyle şey mi olur, bu nasıl iş” dediklerinde onlara “ne var yani efendi gibi maçını izlemiş gitmiş çocuk” diye savunmuştum. Fenerbahçeli bir babanın Galatasaraylı oğluyum, o yüzden iyi bilirim o farklı renkteki baba oğulun beraber maç izleme hikaye ve heyecanlarını. Çocuk tutturur maça gitmeye baba binbir sıkıntıyı göze alır tutar oğlunun elinden gider maça. Ama işte bunu anlamak zor geliyor baba oğul aynı takımlı olanlara. Yine de renklerden doğan tahammülsüzlüktür tüm bu yaşadığımız… Bu da ırkçılığa girse ya, ha ten rengi için insan olarak görmemişsin karşındakini ha forma renginden. Taraftarlıktan önce insan olsak ya…

Eh işte geldiğimiz nokta budur… Okumuşu eli kalem tutanı bunu yapar, teknik direktörü onu yapar, kaptanı şunu yapar, başkanı ötekini yaparsa; cahili de gider caniliğini yapar. O yüzden bu kanı hepimiz döktük…

Bu arada yasalar çıkarmakla olmaz spordan şiddeti atıp bu işin temaşa olduğunu anlatmak. Eylem gerekir… Hatta hedef gösteriyorum ilk işiniz isimleri Kill for you, die 4 you olup logosunda “Anarşi” işareti olan tribün gruplarına bu güzel isim ve logoları için yaptırımda bulunmaktır.

Sezen’in dediği gibi “masum değiliz hiçbirimiz”…

Categories: Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Transfer taklaları ve yönetim parandeleri

Uzun süre konuşmadıktan sonra ilk geri dönüşü futbolla yapmak da benden en beklenen son olsa gerek. Hele de bolca transfer gündemli ve yönetim eğlenceli bu dönemde.

Cim Bom’un transferleri ve soru işaretli Amrabat

Yazıya ilk gönül verilen renklerle başlayalım. Şimdiye kadar gidişat fena değil. İlk adımlar olan Umut ve Dany transferleri, pek çok kişinin burun kıvırmasına rağmen beni gayet mutlu eden hamlelerdi. İki adam da geçen sezon hiç yerleri doldurulamayan Ujfalusi ve Elmander’e güzel alternatifler olarak duruyor. Hatta ben onlardan bolca ilk 11 performansı da bekliyorum. Hamit ve Burak transferleri de taraftarın beklediği isimler oldu, golcü ve sağ kanat sorunu yaşanan sezonun ardından. Tabi bunlar, Fenerbahçe’nin transferlerine karşı ayaklanmaya çalışan transfer bağımlısı taraftarı da ciddi şekilde susturdu. Bu arada hazır Burak demişken, transfer sonrası “Galatasaray ile dostluğumuz bitmiştir” diyen Sadri Şener’in bir hafta önce Galatasaray 6,5 Milyon € verip Burak’ı alsa bozulmadan kalacak dostluk anlayışı da ciddi soru işareti. Oyuncuya doğru sözleşme yapamayan yönetimin taraftarı rakip üzerine kışkırtması da tam Türk takımlarına yakışır zaten…

Gelelim sezonun en çok bonservis bedeli ödenen ve Hurma’lı olaylı transferi Amrabat’a… Bu arkadaş açık alanda oldukça iyi, kıvarklığı çalımları tamam ama peki ya Galatasaray’a uygunluğu? Kaç takım Cim Bom’a Amrabat’a uygun açık alan bırakır? Kayseri ile büyük takımlar oynarken yarı alan ortasının önünde stoperlerle karşı karşıya kalıp hızını çalımını konuşturan Fas’lının karşısında bu kez yarı alan ortasında bekleyen hızlı bekler olacak… Umarım yanılırım ama öne geçilen maçlar veya Şampiyonlar Ligi dışında bekleneni veremeyecek bir Amrabat söz konusu olabilir. Şampiyonlar Ligi’nde de fiziken yetersiz kalabilir. Sonra hep beraber ağlarız “ah gitti paralar!” diye. O paranın adamı değil ama Hurma’nın zekası işi bitirdi, bu arada unutmadan son altı yılda transfer gelir – gider dengesinde en karlı takımdır Kayseri…

Şimdi “Sexy” takım (herkes niye taktıysa bu şirket ve pazarlama yöneticilerinin kullanmayı en sevdiği kelimeyi bir başkan kullanınca) taraftarları dört gözle “çilek” falan değil bu kurulan kadronun geçen yıldan ileri gitmesi için kesin şart gördüğü “Pitbul” Melo’yu bekliyor. Ortada konuşulan rakamlar çok büyük ama bakalım nolacak, 5 yıllık bedeli bonservisle beraber 30 milyon €’yu bulacak olan Brezilya’lı bu paranın karşılığını verecek mi bekleyip de göreceğiz…

Fener’in kimyası değişti

Emre gidince Fenerbahçe’nin sahadaki antipatik yıldız sayısı bire indi, o da vazgeçilmez 1 numarası. Kuyt, Egemen, Hasan Ali ve Mehmet Topal ile sarı lacivertliler bir anda yumuşak bir takımdan fizikli ve dirençli bir takıma döndü.  Bu değişim dışarıdan oldukça iyi görünüyor, ancak bu olurken teknik ve yaratıcılık olarak da ciddi biçimde gerileyen bir Fenerbahçe var.

Şu anki görüntüsüyle maçtan kolay düşmeyecek bir takım var; ama rakibin öne geçip geriye yaslanacağı maçlarda ve top tekniği oldukça sınırlı hale gelen savunma ve ön libero bölgesine pres yapan rakiplerle oynadığı zamanlarda ciddi sorun yaşayacağını düşünüyorum.

Fener’de transferler erken tamamlanmış gibi duruyor, ancak Şampiyonlar Ligi gidişatına göre bir yabancı stoper ve bir golcü daha gelecek gibi görünüyor.

Transfer gündemi sakin sakin giden Sarı Kanarya’da asıl gündem Aziz Yıldırım’lı şike süreci ve her zamanki gibi Alex-Aykut düellolarıyla dolu. Sarı lacivertlilerde tablo oldukça ilginç; adı şikeye karışıp suçlu görünerek ceza alan bir başkan, ona sahip çıkıp takımının onurunu hiçe sayan bir taraftar güruhu, Alex’siz de yapmaya alışmalıyız diyerek sezon öncesinde kaptanına “Koçum sen gelecek sezon bizimle zor kalırsın” diyen ve her sezon Alex’siz düzen kuramayıp bu lafını geri yutan teknik direktör, “Fenerbahçe’de her yaz kampa gelen gençleri bir daha göremiyorum, onlara hiç şans verilmiyor” diyen Filozof Alex. Tek saygım sanırım 10 numaraya…

Bu arada ortada bir şike hükmü varken ceza gelmeyince; şimdi adı daha önceden bu çirkin konudaki cezaya karışan Fenerbahçe ile Bülent Uygun’un karşılaşmasında gülen sarı lacivertliler olursa hep bir şüphe ve emeği sürülen leke olacak. Oysa keşke Avrupa örnekleri gibi olsa. Marsilya ve Juventus gibi şike yapanlar takımlardan uzaklaştırılsa, takımlar cezalarını çekse ve ertesi sezon herşey normal seyrine minimum gerilimle dönse…

Beşiktaş’ın basiretsiz ve dengesi yönetimi

Eline geçen büyük fırsatı ters tepen bir yönetim uçuyor İnönü semalarında. Devraldığı borç yükünün ve başına gelen UEFA cezasının sorumlusu olan zat-ı muhtereme tek laf edemeyen yönetim, taraftarı da bu hareketiyle kendinden uzağa itti. Bunun arkasından yeniden yapılandırma döneminin en kritik halkası olan teknik direktörlük koltuğuna daha önce deneyip verim alamadığı, geçmişinde hiç yapılandırma tecrübesi olmayan Samet Aybaba’yı getirdi. Bu tercihin arkasına da ruh getireceğiz diye sığındılar, o zaman sormak lazım “neden daha önce denenmemiş ve ligde fena top oynatmayan Şifo Mehmet değil” diye. Bana kalırsa amaç ruhsa Şifo ile Metin Tekin’i kulübeye, Ali Gültiken’i de sportif direktörlüğe getirip efsane ruhla buluşuyoruz diyerek taraftarla kenetlenilmeliydi.

Bu kadar tutarsızlık yetmezmiş gibi transferlerde de çok garip hamleler yapan bir yönetim var. Elinde Cenk gibi genç bir kaleci varken, yabancı kaleciye koşan; Ersan, Sivok ve Toraman varken Escude’ye sarılan bir insan grubu herkesi güldürmekten öteye gitmiyor malesef. Bunları yaparken de geçmiş dönemlerde iyi olan ve gençlerden kurulu bir kadroya abi olabilecek iki adamı maliyetlerinden ötürü bedavaya bıraktı. Bir de Olcay transferi var çok tanımıyorum ama bakalım o aldığı paranın cevabını verebilecek mi…

Son olarak da Quaresma krizi var, hem öldürülen hem de 15 milyon € üzerinde paraya satılmak istenen. Bu oyuncudan kurtulmak istemek maliyeti ve takıma aldığı paranın karşılığını veren adam olmaması nedeniyle mantıklı ama istenmeyen adamı satmanın da bir raconu olmalı, bakın Juventus’a…

Keşke baştan yönetim “hedefimiz UEFA’ya kalmak ve mali sorunları çözmek, bu arada da takımı yapılandırıp gençlerden bir ekip kurmak. Bunun için de Cenk, İsmail, Ersan, Necip, Muhammed, Oğuzhan, Mustafa Pektemek, Holosko,Veli, Olcay gibi gençleri tecrübeli ve takımı tanıyan isimlerle birleştirip güzel bir karışım çıkaracak yapılanmaya gidiyoruz” deyip de bunu yapabilseydi. Herkese de ders olacak bir proje takımı olsaydı.

Kasımpaşa’dan ve Anadolu’dan sesler

Son olarak da kısa kısa Kasımpaşa’dan Anadolu’ya tur…

– Kasımpaşa, eskinin İstanbulspor’unu andırıyor. Hani şu Sergen’i, Tanju’yu, Emre Aşık’ı, Salenko’yu kovalayan. Para var, oyuncu geliyor takım da İstanbul’da diye ama taraftar kıt… Takım olmak desen Dolar Euro paritesinde gidip gelen türde….

– Trabzonspor da inat etmesi çareyi uzakta değil yakında arayıp, Burak’ın boşluğunu Galatasaray’dan Sercan’la doldurmayı denese ya? Tarzları çok benzeyen iki adam, bir de Şenol Hoca onu da adam tadından yenmez.

– Kayseri, yine iyi transferleri var aldığı paraları iyi kullanıyor. Ama işte Şota’nın da yer yer ima ettiği gibi oyuncu satarak şampiyonluk gelmez.

– Bursaspor, geçen sezonun sonlarında toparlanmıştı. Bu sezona o gazla girerse yine üst sıralarda konumlanabilir.

– Es Es, UEFA kupasına iki hafta önce başlamanın etkisiyle erken form tutup erken dağılabilir. Ersun Yanal’ın da bu konuda meşhur olması nedeniyle oldukça enteresan bir sezon olabilir onlar için.

– Gaziantepspor, UEFA’dan maddi nedenlerden ötürü ceza alan son 6 yılda transferden en çok kar eden ikinci takım. Sormazlar mı “Petrol zengini” başkana “Nerede bu paralar” diye. Gerçi şimdi Ibricic’le anlaştı, taraftar biraz frene basar belki. Ama hem Avrupa Şampiyonası’nın yorumcusu Karaman’ın hem de başkanın kelle koltukta bu sezon. Hataları affedilmeyebilir.

– Cuper’in Ordu’su hazır kıta. Transferleri sisteme çok uygun adamlar. Bu sezonun süpriz potansiyeli en yüksek takımı.

– Barca’nın Xavi’si varsa Sarp’ımız, Messi’si varsa Pino’muz Yattara’mız var diyen Mersin’in bu sene ne iş yapacağı çok merak konusu. Ama açıkçası ben güzel futbol, bol gollü maçlar bekliyorum. Tek sorunu çok savruk ve yumuşak adamlarla dolu olması.

– Bu arada bir not da Emile Mpenza’yı deneyen Göztepe’ye. Yaşlı da olsa ölüsü sallar o ligi, ama verilecek paralar önemli…

Categories: Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.