Posts Tagged With: Hayaller

Kaplumbağa hayatı

2014’lü tarihleri yazmayı bırakıp 2015’li tarihleri bir bir tüketmeye başlamamıza ramak kaldı. Herkes bir acele bir telaş halinde yaşarken ara sıra durup geçirdiği koca seneyi düşünmeye ve yeni yılda yaratmayı umduğu ama genelde olmayacağını da bildiği yeni benlik beklentilerini oluşturmaya başladı.

Pek çok kişiden duyduğum yeni yıl temennisinin tarzı farklı da olsa aynı noktaya çıkıyor “kendime ve yapmak istediklerime daha çok vakit ayıracağım.” Bu yaklaşım anne ve babamın jenerasyonunun gözünden bencillik olarak algılanabilir belki. Ama kendi akranlarımın gözünden bakınca bencillikten çok “harcanıp giden ve istediklerini yapmaktan uzakta yaşanan” hayata bir tepki olarak görülüyor.

Aslında kendimize yaşadığımız hayatları kendimiz yaratıyoruz. Neden bu kadar hızlı yaşayarak midemize imzasını atan fast food kültürünü hayatımızın tüm noktasına kopyalayarak yerleştiriyoruz bunu bir türlü bilemiyoruz.

Geçtiğimiz gün bir taksiye bindim, üniversiteden bir arkadaşımla. Çocuk 21 yaşında ve mesleğimi sorunca “bilgisayar mühendisi” deyince “hep hayalimdeki meslekti ama artık bizden geçti” dedi. “Öyle bir şey yok. 21 yaşındasın, askerliğin bitmiş. Şimdi bir üniversiteye girsen 26 yaşında bitirirsin. Ben de okulu bitirir bitirmez askere gitsem zaten 25-26 yaşında işe başlamış olurdum. İstersen gayet de uygun zaman, gecikilmiş birşey yok” diye yanıt verdim. O zaman tabi şu tercihi yapmak zorunda kaldı plakası ailesinin olan taksiciliği bırakıp ayda 10.000 TL’ye yakın parayı teperek hayaline koşmak mı koşmamak mı…

İşte hepimiz için hayatımız hep tercihlerden ibaret, hep ikileminde kaldığımız şey de hayaller mi yoksa hızlı hızlı yaşayarak daha çok para, daha çok kariyer veya daha çok bir şeyler toplayarak hep daha iyi diye gördüğümüz yerlere ulaşmak mı.

Her şeyi hızlı elde etmek için hızlı hızlı koşturmaya çalışırken kendi mutluluğumuzu ıskalıyoruz. Kendimizi yıpratıyoruz. Ömrümüzü tüketiyoruz… Oysa Mandıra Filozofu’nun da dediği gibi “Yavaş yaşamak lazım hayatı, acelen ne?! Dünyanın en uzun yaşayan canlısı en yavaş hareket edeni, kaplumbağadır”

Reklamlar
Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Günün biri mi, bir gün mü?

İnsanların hep unutamadıkları anlar vardır. Bunlar öyle zamanlardır ki üzerinden kaç ömür geçerse geçsin hep izini hayatlara sürer, sadece sizi etkiler sanmayın pek çok kişiyi aynı anda etkiler.  Bunlar baştan beri vardır aslında adı “kader”, “kısmet”, “karma” veya türlü türlü isimlerle tanıtılmış hayat yollarında. Kimisi “günün biri” kimisiyse “bir gün” olarak tanımlanır, planlanır gelecek takvimlerine yerleşir hayatların.

Yaşanacakları “günün biri” veya “günlerden bir gün” yapan da bizlerizdir. Hep hayaller kurarız, bazı şeyleri elde etmek yaşamak isteriz. Yatağa yattığımızda tavanı, vapura bindiğimizde uzakları, uçaktayken gökyüzünü ve bazen de baktığımız boş duvarları birer sinema perdesine çevirir bakar dalarız oraya.  Hayallerimizin Woddy Allen’ı olur, o sahneleri oynatırız. Sonunda da ya “günün biri” veya “bir gün” olarak bu hayale bir gerçekleşme zamanı verilir.

“Günün biri” demek biraz üşengeç ve teslimiyetli insanoğlunun işidir. Sevmez önünde uğrunda mesai verecek bir meşgale olsun, salına salına yaşamaya devam etmek ister.   “günün birinde umarım bunu yaparım, yaşarım, ederim, eylerim” der geçer. Olursa “şanstır, tesadüfen hayalim gerçek oldudur”, olmazsa “kısmet değildir”.

“Bir gün” demekse biraz cesur bir Don Kişot’un işidir “bir gün bu rüya gerçekleşecek” der ve atar ölmeden oldurulacak işler listesine. Bundan sonra da bütün adımları bunu yaşamak için atmak ister.

İki karakterin yaşamları da ciddi fark barındırır. Birisi isteyip yaşamadıklarını çoktan unutmuşken öbürü isteyip yaşayamadıklarının peşinde koşmaktan yorulmuş avare olmuş, belki hayatın kendine sunduğu farklı şansları ıskalamıştır. Bir de tabi iki karakterin gerçekleştirdiklerinin verdiği haz farkı vardır. “Günün biri” diyen hayatın ona göre “tesadüfen” kendisine sunduğu hayalini yaşamış bitirmiştir. “Bir gün” diyense isteyip çabalayarak elde ettiği hayalini muzaffer bir komutan edasıyla yaşamayı sürdürür.

Yol ayrımındaki karar

Peki yol ayrımında hangi karakter tercih edilesidir; hayali kurup önüne çıkarsa yaşamak, kaçanlar için üzülmeyecek şekilde onları unutmak mı? Yoksa hayali kurup peşinden koşarken ya hayali yakalamak ya da yolunu kaybedip çöllerde avare olmak mı?

Kaçınız hayalindeki işin peşinde koştu, kaçınız hoşlandığınız bir kız için gurur falan dinlemedi, kaçınız fikirleri uğruna ölümü göze aldı ya da kaçınız hayallerini kurduğu bir şeyi almak için türlü taklalar attı bilemiyorum ama bunları yapanlar hep tarihte ya büyük işler ve aşklar yaşamış isimler oldular. Bunlar da “günün birinde” deseydi ne bugün elinizdeki Elma’lı teknolojiler ne Romeo ile Juliet ne de Türkiye Cumhuriyeti olurdu.

Ya peki tüm çabaya rağmen o hayalleri gerçekleştiremeyenler derseniz; onlar da nesilden nesile anlatılan efsane olmuş karakterler oldular. Tıpkı Leyla ile Mecnun gibi, tıpkı 41 yıl önce bugün idamı onanan üç fidan gibi…

Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da Blog Oluşturun.