Posts Tagged With: hayat

Puro yapraklarında aşk

Hayvanların ve insanların yaşayabileceği en yoğun duygulardan biri olsa gerek aşk, tıpkı zıt kardeşi nefret gibi. İnsanların aşık oldukları veya nefret ettikleri öğelere karşı aslında içlerinde bir umursama hali mevcuttur, o yüzden de hep yanlış söylenir nefret edilen birisinin veya birşeyin lafı geçince “umurumda değil” şeklinde yaklaşıldığında. Aslında çok umursanır. Umursanmamaksa bir insana verilebilecek en ağır cezadır sanırım…

Peki aşk hislerden çıkıp da nesne olarak karşılaşılacak birşey olsa ne olurdu? Biraz düşündüm ve sanırım dedim puro olurdu bu nesne… Biraz mantıklı, biraz saçma, biraz da komik bir şekilde…

 

İçi içe sarılmış bir sürü yapraktan yapılır puro, tıpkı iç içe geçmiş pek çok hissin ve durumun birbirine kaynaşmasıyla oluşan aşk gibi…

Yakması biraz çaba ister, önce onu dış etkenlerden korumanız sonra da her bir yaprağına eşit şekilde ateş vermeniz gerekir. Tıpkı aşıkların birbirlerini kolladığı ve aşktan önce diğer tüm duygulara eşit dokunma gerektiği gibi.

İçerken yoğun bir aroması ve dumanı vardır, dilinizi ve ciğerlerinizi kaplar. Var olan tüm tatları siler. Burası da tanıdık geldi mi…

İçerken külü silkelenmez puronun, bırakırsınız kendiliğinden düşer ve düşmeden uzayan her kül birikintisi lezzetini artırır. Tıpkı yaşanırken size keyif veren anların zorla silkelenip düşürülmeden kaldıkça size yaşadığınız andan daha fazla keyif almayı sağlaması gibi…

Bir anda tüketemezsiniz bir puroyu, dinlene dinlene uzun uzun içersiniz. Yaşadığınız o keyifli ortamın sonuna kadar bitmesin istersiniz. Tıpkı aşık olunca hep en sona kadar sizinle kalsın ister gibi…

Sonuna gelince hep parmaklarınızın, dudaklarınızın ısındığını hissedersiniz, tadı acılaşır ama bırakamazsınız bir kere bulaşmışsınızdır ona. Olabilecek en son noktaya kadar gitmek istersiniz. Burası da o malum mutsuz sonlara çok benzer galiba.

En son olarak da puro üzerine bastırılarak söndürülmez, bırakılır kendi kendine sönüp kalır. En son haliyle, eğilip bükülmeden olduğu gibi kalır. Tıpkı gerçekten aşık olunanın hep hayatınızın bir kenarında en son haliyle kaldığı gibi…

Başka neye benzeyebilir aşk bu kadar…

Categories: Er kişiye bilgiler, Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Kaplumbağa hayatı

2014’lü tarihleri yazmayı bırakıp 2015’li tarihleri bir bir tüketmeye başlamamıza ramak kaldı. Herkes bir acele bir telaş halinde yaşarken ara sıra durup geçirdiği koca seneyi düşünmeye ve yeni yılda yaratmayı umduğu ama genelde olmayacağını da bildiği yeni benlik beklentilerini oluşturmaya başladı.

Pek çok kişiden duyduğum yeni yıl temennisinin tarzı farklı da olsa aynı noktaya çıkıyor “kendime ve yapmak istediklerime daha çok vakit ayıracağım.” Bu yaklaşım anne ve babamın jenerasyonunun gözünden bencillik olarak algılanabilir belki. Ama kendi akranlarımın gözünden bakınca bencillikten çok “harcanıp giden ve istediklerini yapmaktan uzakta yaşanan” hayata bir tepki olarak görülüyor.

Aslında kendimize yaşadığımız hayatları kendimiz yaratıyoruz. Neden bu kadar hızlı yaşayarak midemize imzasını atan fast food kültürünü hayatımızın tüm noktasına kopyalayarak yerleştiriyoruz bunu bir türlü bilemiyoruz.

Geçtiğimiz gün bir taksiye bindim, üniversiteden bir arkadaşımla. Çocuk 21 yaşında ve mesleğimi sorunca “bilgisayar mühendisi” deyince “hep hayalimdeki meslekti ama artık bizden geçti” dedi. “Öyle bir şey yok. 21 yaşındasın, askerliğin bitmiş. Şimdi bir üniversiteye girsen 26 yaşında bitirirsin. Ben de okulu bitirir bitirmez askere gitsem zaten 25-26 yaşında işe başlamış olurdum. İstersen gayet de uygun zaman, gecikilmiş birşey yok” diye yanıt verdim. O zaman tabi şu tercihi yapmak zorunda kaldı plakası ailesinin olan taksiciliği bırakıp ayda 10.000 TL’ye yakın parayı teperek hayaline koşmak mı koşmamak mı…

İşte hepimiz için hayatımız hep tercihlerden ibaret, hep ikileminde kaldığımız şey de hayaller mi yoksa hızlı hızlı yaşayarak daha çok para, daha çok kariyer veya daha çok bir şeyler toplayarak hep daha iyi diye gördüğümüz yerlere ulaşmak mı.

Her şeyi hızlı elde etmek için hızlı hızlı koşturmaya çalışırken kendi mutluluğumuzu ıskalıyoruz. Kendimizi yıpratıyoruz. Ömrümüzü tüketiyoruz… Oysa Mandıra Filozofu’nun da dediği gibi “Yavaş yaşamak lazım hayatı, acelen ne?! Dünyanın en uzun yaşayan canlısı en yavaş hareket edeni, kaplumbağadır”

Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Noktalanmayan cümleler…

Belki de tüm yazılı mesajlarımın. En temel karakteristik özelliğiydi üç noktalarım. İlk kız arkadaşım ona atılan bir mesajın benden olduğunu üç noktalarımdan tanırdı. 1,5 yıl boyunca yurt dışında tedavi gören ve bu sürede sadece mesajlaşabildiğim, ancak doktor izin verdikçe beni arayabilen kalbimi çalmış başka bir insan da dikkat çekmişti bu üç noktalarıma. Hep bana “şu yazılarına ve mesajlarına üç nokta koymasan ne güzel olacak. Hem dikkatimi dağıtıyor hem de bana yazdığın şey ciddiyetsizmiş hissi veriyor” derdi. Şimdi istesem de yazdıklarımı göremiyor ve kalkıp beni uyaramıyor, o yüzden sanırım dilediğim gibi kullanabilirim…

Benim için bir noktalama işaretinden çok fazlası aslında kendisi. Bazı cümlelere nokta koymak hiç içimden gelmiyor. Nokta koyarsam hep o güzellik orada anlattığım şey sonlanacak gibi geldi, o cümleyi yazarken düşündüğüm şeyin sonu gelecek gibi hissediyorum. Sanırım vedaları da bu yüzden sevemiyorum. Birilerine veya güzel zamanlara temelli ya da anlık da olsa nokta koyuyor ya o vedalar.  Ondan sevmem “güle güle” sarılmalarını da…

Ne güzeldir kalpten geçen bir sözü veya bir hissi üç noktayla tamamlamak. Hep sonsuza kadar sürmesi için ilk dileği hemen o anda göndermektir belki evrene, karmaya, tanrıya, allaha ya da inandığı şey herneyse insanın…

Çekinmeden kullanın, kullanın ki güzel sözleriniz de güzel anlarınız da sonsuza kadar kalsın…

Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Bilmek istiyorum…

Dün okuduğum bir yazıda karşılaştığım ve bundan sonra da hayatım boyunca hayatıma doğru adım atmak isteyenlere hep okutup sonra “eee sıra sende?” diyeceğim yaşam kılavuzu kıvamındaki Kanadalı bir Kızılderili olan Oriah Mountain Dreamer’a ait bir yazı…

“Geçinmek için ne yaptığın beni ilgilendirmiyor. Özlediğin, arzuladığın şeylerin hayalini kurmaya cesaret edip edemediğini, bilmek istiyorum.

Kaç yaşında olduğun beni ilgilendirmiyor. Aşk için, hayallerin için, yaşıyor olma serüveni için, aptal gibi görünme riskini göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.

Saklamaya, azaltmaya ya da düzeltmeye çalışmadan kederlerimizle yüzleşip yüzleşemeyeceğini bilmek istiyorum.

Yüreğin doğanın ritmi ve yaşama sevinciyle dolu bir sevdanın sınırlarına vardığında, o sınırları feda edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.

Anlattığın hikâyenin doğru olup olmaması beni ilgilendirmiyor. Kendi ruhuna ihanet etmemek için bir başkasını hayal kırıklığına uğratıp uğratmayacağını bilmek istiyorum. İhaneti göze aldığın her seferinde, sonuçlarını ayakta karşılayıp karşılayamayacağını bilmek istiyorum.

‘Güven’ kelimesinin senin için ne ifade ettiğini bilmek istiyorum. Bazen sana karanlık gibi görünse bile, gelen günün içindeki o büyülü ışığı görüp göremeyeceğini bilmek istiyorum.

Hatalarımıza fırsat verip vermeyeceğini, bir gölün kenarında durduğumuzda ‘gümüş ay´a benimle birlikte “EVET!” diye bağırıp bağırmayacağını bilmek istiyorum.

Nerede yaşadığın ya da neye sahip olduğun beni ilgilendirmiyor. Keder ve umutsuzlukla geçen bir gecenin ardından, kırılmış, yorgun ve bitap, ayağa kalkıp kalkamayacağını; ‘çocuklar’ için yapılması gerekenleri yapıp yapamayacağını bilmek istiyorum.

Kim olduğun, buraya nereden ve nasıl geldiğin beni ilgilendirmiyor. Birlikte bir ateşin ortasında düştüğümüzde, gerektiğinde yanmayı göze alıp alamayacağını bilmek istiyorum.

Yalnız kalmaya katlanıp katlanamadığını bilmek istiyorum. İçinde yüreğinden başka tutunacak hiç bir şeyin kalmadığında, o amansız varlığını sevmeye devam edip edemeyeceğini bilmek istiyorum.

Bugüne kadar ne öğrendiğin, ne okuduğun beni ilgilendirmiyor. Diğer her şey bittiğinde seni ayakta tutan şeyin ne olduğunu bilmek istiyorum…”

Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.