Posts Tagged With: Irkçılık

Bu kanı hepimiz döktük!

Cumartesi gününden beri spor adı verilen temaşadaki gariplikleri izleyip sinirden kudurmakla beraber, yazmak için hep biraz daha herşeyin yerli yerine oturmasını biraz daha olayları görmek istedim. Politik bazlı Reyhanlı olayı da oldu bu dönemde ama o konuya değinmeyeceğim. Sonucu acı; sebebi para ve politika. Apolitik bir insan olarak “politika ve para olmasa dünya güllük gülistanlık” diyen biri olarak zaten o konudaki tavrım net ve konu hakkında diyeceğim tek şeyse; politika, güçlü olma düşleri ve ekonomik hayaller artık masum ya da kendisinin yarattığı “suçlu” birilerini katletmekten vazgeçsin!

Beşiktaş İnönü Stadı

 

 

 

 

 

 

 

Neyse ben sevdiğim konunun iğrenç tablolarına geri döneyim… Önce İnönü Stadı’na veda maçına doğru gidilsin. Türk futbol önemli hikayelerinden biridir o stad. Dünya’daki en güzel konuma da sahiptir. Avrupa’dan Asya’ya selam eder Boğaz’ın dibinden. İşte böyle bir yerin yıkılmadan önceki son maçı oynandı Cumartesi günü. Maç öncesinde Gençlerbirliği tarafı “bu maçı sizin doyasıya yaşamanız lazım” diyerek taraftar getirmeyeceklerini ilettiler Beşiktaş kulübüne. Bütün Beşiktaşlılar, günlerce fellik fellik bilet aradılar ve sonunda o veda günü geldi. Maçta iki takımında ciddi bir galibiyet ihtiyacı yok, biraz Beşiktaş’ın var o da bir umut Şampiyonlar Ligi’ne gidilir mi diye. Böyle önemli maçlarda Beşiktaşlılar’ın ritüelidir, takım otobüsü geçerken yolu kesip tezahüratlar ve meşalelerle takımı kucaklamak. Bunu bilmeyen de yoktur. Doğrudur, yanlıştır tartışılır ama bilinir. Tam böyle bir anda taraftar coşkusunu takımla paylaşarak onları büyük stada vedaya göndermek isterken bir kaç “cevval” Türk polisi önce motor üstünde havaya ateş ederek kalabalığın arasına dalıyor. Sonrasında taraftarlar galeyana gelince de milli gazımız biber gazını basıyorlar. Başbakan’ı çırağandaki ofisindeyken çıkar da bu nasıl rezalet kimse engel olamadı mı bu yol kesilmesine demesin diye “işini yapan” polis bir ortalığı karıştırıyor ve korumakla yükümlü olduğu halkının ayılıp bayılmasına, onların malına mülküne zarar gelmesine neden oluyor. Polisin görevi böyle şeylerin hiç olmaması için herkesin bildiği bir gerçeğe karşı önceden doğru önlemleri almak değil midir? Neyse sonuçta bir şekilde başbakanından laf yememiştir yeter ona halktan polise ne. Biraz zaman geçiyor aradan bu kezde hiçbir şekilde polise saldırmayan, o tarihi stadın meşhur Beleştepe’sinde o bedava keyfi son kez yaşayan taraftara biber gazı sıkılıyor. Ortada polise tehdit yok, can mal güvenliği sorunu yok, terör olayı yok; ama “sözünü dinlemedi mi? Sık anasını satayım gazı görsün ebesininkini” mantığıyla çalışan “eğitimli” polislerimiz var.

Didier Drogba ve Volkan Demirel

 

 

 

 

 

 

 

Cumartesi onlarla böyle sinirlenirken; geliyoruz Pazar’a… Herşey saha dışında yeterince gerilmişti zaten. “alkış” mı “kıyamet” mi tartışmalarında yüce yöneticilerimiz bu iki kelimeyi birleştirip “Alkış kıyamet” sistemini bulamadan “kıyamet” kopardılar. Maç içinde işini yapmaya çalışan antrenörlere ağız dolusu küfür eden taraftarlar;  “Ölecek ölecek öleceksiniz, ananızın amını göreceksiniz!” diye sporda şiddet yasasına uyan tezahürat kültürüyle rakip futbolcuları selamlayan taraftarlar, tartışan iki kişiyi ayırmaya giden dünyaca ünlü yıldıza atar yapan rakip takım kaptanı ve rakip takım kaptanı oyundan atılınca arkasından gidip ona “I fuck your mom! Stupid! Stupid” diye iltifatta bulunan aynı dünya yıldızı, Birbirlerine gırt gırtlağa girip kavga eden iki takım kaptanı ve milli takım “arkadaşı, maç bitince 10.000’lerce kişiyi tahrik edip belki de faciaya yol açabilecek çocukça bir kutlama yapan “Şampiyon” takım. Maç sonrası herkesin dilinde “provakasyon” ama ne demişti Sezen “Masum değiliz hiç birimiz”

Pazar günü tek kaale aldığım ve olayı en iyi şekilde yansıtan cümleler Brezilya tarihinin en büyük iki kalecisinden birisi olarak gösterilen bir antrenörden geldi;  “Provakasyonu sahada değil daha yukarılarda aramak lazım. Bu oyunun geleneğindendir, maçtan önce konuk takım hocasına gider “hoşgeldin ve bol şanslar” dersiniz, ama malesef Aykut Kocaman’dan bunu göremedim” işte budur bizim hikayemiz de marka değerimiz de. Alkışlama mevzusunda herkes o utanç verici sulu derbiyi örnek gösterdi “büyük başkan” da dahil. Ama kimse bu maçı yukarılardan izleyen 6-0’da rakibinin elini sıkanı konuşmadı. Ne gerek var ki güzelliklere çirkinlikler varken?

Burak Yıldırım

 

 

 

 

 

 

 

 

Maç bitti… Maçtan önce başkanlarını hocalarını, maç içinde kaptanlarını gören gençler Edirnekapı’da karşılaştı. Olayın videosunu vs. katilin ifadesini okuyana kadar izlememiştim. Benim aklımda hep Pazartesi bindiğim taksici vardı. Maktul bir arkadaşının oğluymuş ve 10 dakika önce öğrenmişti. Anlatıyordu; “Çok efendi çocuktu. Gaziosmanpaşa’da Karadeniz Market diye iki marketleri vardı. Durumları falan da çok iyiydi. Nedir bu kin bu öfke” diye serzenişte bulunuyordu. Arkadaşının oğlu bu kadar yakmıştı yüreğini, varın anaları babaları siz düşünün. İfadeyi okudum, videoları izledim. Sonuç; “Evine dönen katile 5-6 kişinin de yanında olmasının verdiği sürü gücüyle seslenip koşan maktul ve elindeki bıçağı canice kalbe saplayan katil” bütün efendilik formalar giyilince bitmiş miydi? Efendi insan durduk yere tek bulduğu rakip takım taraftarının üzerine arkadaşlarıyla yürür müydü? Hani bu formalar büyük ve ağırdı? Hani bunlar gururun, asaletin, büyüklüğün renleri ve kıyafetleriydi? Buyrun işte artık büyüklük bu…

Fenerbahçe Galatasaray muz sorunu

 

 

 

 

 

 

 

Bundan sonra bir de “Muz meselesi” çıktı. Olabilir insanlar ırkçı olabilir, kulüpler de ırkçı olabilir. Ama hiç bir kulüp ırkçı taraftarını basın toplantısına çıkarıp biz ırkçı değiliz demez sanırım. “Biz kamera görüntülerini izledik o muzlar sallanırken sahada sadece Muslera vardı” dediler. Tüm delillere kanıtlara göre inanmıştım. “Garipler Avrupa’lıya özendi zahir” dedim. Ama aradan 2-3 saat geçti takke düştü kel göründü. Fenerbahçe tribününde maçı izleyen bir Galatasaraylı’nın çektiği videoda tüm takım sahadayken “Ölecek ölecek öleceksiniz” diye başlayan tezahüratla Galatasaray’ın malum futbolcularına muz sallanıyordu. Videoyu Fenerli bir spor yazarı arkadaşıma ilettim, bütün gün “Drogba ve Eboue’ye giydiriyordun. Bu videoyu gazeteci olarak senin çıkarman lazımdı ama neyse al buyur gerçekler görev sende” dedim. Fanatizmi ağır bastı ırkçılığa karşı gerçekleri yazmak ve twitter’da giydirdiği futbolcularla takımdan özür dilemek yerine benle ilşiğini kesti twitter üzerinden. Videoyu izlemeden önce bana “madem öyle birşey var bu kadar kameraman foto muhabiri niye çekmemiş bunu?” demişti. Sorunun cevabı da bu olayda gizli aslında.

Galatasaraylı baba Beşiktaşlı oğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

Arena’daki Beşiktaş maçında yan yana maç izleyen Galatasaray’lı bir babayla Beşiktaş’lı küçük oğlunun resmi vardı ortalıkta dolanan. Bütün arkadaşlarım ki bunlar üniversite mezunu eğitim olarak toplum üst seviyelerinde olan kişiler konu renklere gelince gözü dönüp “böyle şey mi olur, bu nasıl iş” dediklerinde onlara “ne var yani efendi gibi maçını izlemiş gitmiş çocuk” diye savunmuştum. Fenerbahçeli bir babanın Galatasaraylı oğluyum, o yüzden iyi bilirim o farklı renkteki baba oğulun beraber maç izleme hikaye ve heyecanlarını. Çocuk tutturur maça gitmeye baba binbir sıkıntıyı göze alır tutar oğlunun elinden gider maça. Ama işte bunu anlamak zor geliyor baba oğul aynı takımlı olanlara. Yine de renklerden doğan tahammülsüzlüktür tüm bu yaşadığımız… Bu da ırkçılığa girse ya, ha ten rengi için insan olarak görmemişsin karşındakini ha forma renginden. Taraftarlıktan önce insan olsak ya…

Eh işte geldiğimiz nokta budur… Okumuşu eli kalem tutanı bunu yapar, teknik direktörü onu yapar, kaptanı şunu yapar, başkanı ötekini yaparsa; cahili de gider caniliğini yapar. O yüzden bu kanı hepimiz döktük…

Bu arada yasalar çıkarmakla olmaz spordan şiddeti atıp bu işin temaşa olduğunu anlatmak. Eylem gerekir… Hatta hedef gösteriyorum ilk işiniz isimleri Kill for you, die 4 you olup logosunda “Anarşi” işareti olan tribün gruplarına bu güzel isim ve logoları için yaptırımda bulunmaktır.

Sezen’in dediği gibi “masum değiliz hiçbirimiz”…

Reklamlar
Categories: Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bir cezanın anatomisi ve Türkiye’de ırkçılık

Dün akşam saatlerinde bir haftadır Türk futbolunu meşgul eden Emre Belözoğlu ile Didier Zokora arasında yaşanan ırkçılıkla ilişkilendirilen tatsızlığın cezası kesildi.

Bütün hafta boyunca gerek maçın hemen sonrasında LigTV’ye yaptığı ilk açıklamalar gerekse de kameralara yakalandığı anlarda ağzından çıkan kelimeler Emre’nin ırkçı söylemlerde bulunduğunu ortaya koyuyordu. İngiltere’de oynadığı dönemde, şu anda aynı takımda forma giydiği Yobo’ya da benzer söylemlerde bulunmuştu. İki futbolcu mahkemelik olmuş, ancak ortada kesin bir kanıt olmadığı için dava düşmüştü.

Emre ile Yobo el ele…

Maçın ertesi günü yaşananlarsa oldukça ilginçti. Emre ile daha önce ırkçı söylemlerde bulunduğu iddia edilen Yobo birlikte basın toplantısı yaparak Emre’yi aklamaya çalışmıştı. Kulağa oldukça ilginç bu durum karşısında insan “Emre, Yobo’ya ırkçı söylemde bulunduysa Nijeryalı futbolcunun hiç kişilik ve karakter değerleri yok mu da bugün çıkıp Emre’yi aynı konuda savunmak amacıyla basın karşısında yer aldı?” veya “Madem Emre ırkçı söylemde bulunacak biri değil neden siz mahkemelik oldunuz?” gibi iki çelişkili soru arasında kalıyor.

Tabi buradaki tavır da biraz ben “Irkçılık yapıp fucking nigger demem, çünkü benim de o zenci arkadaşlarım var” demek ister gibi basit ve çocukça bir yaklaşım içeriyordu sanki.

Cezanın mantıksızlığı

Bu basın toplantısının arkasındansa cezanın açıklanması beklendi. Normal şartlarda ırkçılık yapan bir futbolcu ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalırken; Emre, rakibine dirşek atarak 3 maç ceza alan Almeida’dan bile daha az ceze alarak 2 maç ceza aldı. Cezanın sebebiyse Emre’nin saha içindeki olumsuz tavırlarıydı. İşte burada da insan aklına; “Emre’nin Zokora ile tartışırken takındığı tavır sezon başından beri her maç takındıklarının aynısı değil mi? Neden onlar cezasız kaldı da bu sefer 2 maç aldı?” , “Emre olumsuz tavır içindeyken Zokora da benzer reaksiyon veriyordu o neden cezasız kaldı?”, “Görüntülere bakıp Emre’nin ırkçı küfürünü kimse farkedemedi mi?” gibi pek çok enteresan ve cevapsız kalmaya mahkum sorular geliyor.

Türkiye’de ırkçılık yok mu dediniz?

Bir de parantez de Türk insanı ve Türk basınına açmak lazım; “Bizim ülkemizde ırkçılık yoktur” safsatasından ne zaman vazgeçeceksiniz. Ermeniler’in, Yahudiler’in ve Kürtler’in rahatça kimliklerini ifade edemedikleri bir ülkede olduğunuzu ne çabuk unutuyorsunuz. Guardiola çıkıp Katalanca basın toplantısı yapabilirken, 4 büyüklerde oynayıp Kürt olduğunu beyan edip Kürtçe basın açıklaması yapmak isteyecek bir futbolcunun içine düşebileceği durumu hiç düşündünüz mü? Ya da bu kadar futbolcudan hiç mi Kürt olmadı da bir tane bile adını söyleyebileceğimiz Kürt futbolcu bilmiyoruz… Andımızın bile “Türk’üm, doğruyum…” şeklinde olduğu bir ülkede Türkiye’de ırkçılık olmaz demek biraz komik olmuyor mu? Sizin ırkçılık diye bildiğiniz şey sadece ten rengine bakarak yapılıyorsa bence sosyal ve toplumsal bir eğitime tabi tutulmanız gerekiyor sanırım.

Peki ya yayın yasağı?

Bir de tabi biraz önce gelen yayın yasağı kararı var. Neden iki futbolcu arasında yaşanan ve ırkçılık görmediğiniz, ‘temiz’ ve sadece maç içinde olabileceğin ‘biraz’ ötesine geçmiş bir tartışmayla ilgili haberlere yayın yasağı koyarsınız? Yoksa bilinmesini ve kurcalanmasını istemediğiniz birşeyler mi var?

Categories: Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.