Posts Tagged With: Spor Toto Süper Lig

Üç adam tek ruh

Murray – Djokovic finalini izliyordum. Setlerde skor 2-0’dı. Maçın son oyununda durum bir anda 40-0 olmuş ve Murray 77 yıl sonra şampiyon olacak ilk Britanyalı olmak üzere 3 şampiyonluk servisi arka arkaya kullanacaktı. Djokovic taraftarı olarak ben bile herşeyden ümidi kesip son şampiyonluk sayısını izlemeyi planlıyordum. Djoko pes etmemişti. birden arka arkaya alınan sayılarla skor eşitlendi ve bir an “acaba mı?” diyerek benim heyecanlanmama neden oldu. Buradan maç çevirmek tarihi bir hikayeydi ve yapabilecek nadir karakterlerden biriydi, ancak sonunda ev sahibi Murray skoru 3-0 yapıp şampiyonluğunu ilan etti.

Tüm bu tabloyu yaşarken aklım bir anda hayranı olduğum 3 adama ve benzerliklerine takıldı. Jose Mourinho, Fatih Terim, Novak Djokovic… Diğer adlarıyla; The Special One, İmparator ve The Joker.

Sanki bunlar üç farklı bedende vücut bulmuş tek ruhtu.  Üçünün de en büyük özellikleri olarak; kazanma hırsı, inat, pes etmeme, kendinden eminlik, zeka ve üst seviye de ego olarak geldi ilk bakışta aklıma.

Pes etmeme ve kazanma hırsı

Murray’le oynadığı finaldeki pes etmeyen Djokovic’i, Euro 2008’deki Türkiye Milli Takımı’nın başındaki Fatih Terim’de ve bu sezon “lig bizim için bitti, Şampiyonlar Ligi’ne odaklanmayız” diyen takım kaptanını takımdan kesen Mourinho’da gördük. Bunların örnekleri çok fazla var ama bu ilk akla gelen kareler oluyor.

Jose Mourinho, Chelsea ile Barcelona'yı Nou Camp'ta yendikten sonra meşhur sevincini yaparken

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu pes etmeme nitelikleri onların belki de en derin duyguları olan kazanma hırslarından geliyordu. Üç adam için de ikincilik her zaman başarısızlığa eş değerdi. Maçlara hep kazanmak için çıktılar ve sonunda çoğu zaman hırslarını da gösterdiler. Mourinho’nun Nou Camp’ta gelen tur sonrası saha içine koşarak gelip kayarak tamamladığı zafer sevinci, Fatih Terim’in saha kenarında kaybederken verdiği tepkiler ki çoğu zaman soluğu tribünde almasına neden oldu bunlar, Djokovic’in hırsını kontrol edemeyerek kırdığı sayısız raket ve hatta tabure hep bu hırsın kontrolden çıktığı anlardı.

Zeka

Novak Djokovic

 

 

 

 

 

 

 

Djokovic’e The Joker lakabını kazandıran en önemli özelliği geniş vuruş stili menüsü olarak gösteriliyor. Sırp tenisçi bu özelliğiyle tıpkı Batman’in belalısı Joker gibi rakibini ne şekilde öldüreceği tahmin edilemez bir hale geliyor. İşte elindeki kozları en doğru zamanda en iyi şekilde kullanabilme zekası Djoko’yu tenisin dünyadaki bir numarası haline getirdi. Aynı zekanın Mou’da da bulunduğunu söyleyebiliriz. Onun Barcelona’yı Inter’le elediği sezon sahada oynadığı satrancı göz önüne getirebilirsek bu durum daha da kesin şekilde kanıtlanmış olur. Fatih Terim içinse her zaman “teknik, taktik ve transfer bilgisi sınırlı ama insanları iyi gaza getiriyor. O nedenle de başarılı oluyor” yorumları yapılıyor. Terim’in aslında bu özelliği bir nevi liderlik ve insan yönetme becerisine işaret ediyor. Bunu en iyi şekilde kullanabilecek zekayla da Türkiye’ye tarihinin en büyük Avrupa Kupası başarısını kazandırdığını düşünmekteyim.

Egomania

Şu ana kadarki özellikler pek çok insanı kendilerine hayran bırakabilecekken, üst seviyedeki egoları bir anda tüm insanları bu üç isim için de “ya hayran ol ya nefret et” ikilemine sevkediyor.

Mourinho’nun rakiplerini aşağılamaktan çekinmeyen basın toplantılarını, Djokovic’in rakiplerini iğneleyen basın açıklamaları ve Fatih Terim’in o saha kenarındaki tavırları. Hep bu adamları bulundukları alanların ego timsali olarak ortaya çıkarıyordu. Aslına bakılırsa üçü de kazandıklarıyla bu egonun içini dolduruyorlar. Bazen bir hayranları olarak bana bile itici gelse de insan sormadan edemiyor “bu adamların yerinde başkası olsa aynı ego gösterisini yapmaz mı?”

Fatih Terim

 

 

 

 

 

 

 

Egolarının başlarına bela olduğu konular da yok değil. Mourinho’nun meşhur Chelsea-Barcelona eşleşmelerindeki tavırları nedeniyle hayalini kurduğu Barca teknik direktörlüğü şansının artık kalmadığını babası dile getirmişti. Fatih Terim’in üstün egosuna “hop” diyen Milan’ın çekirdekten yetişme topçuları, İmparator’un kellesini alan isyanı başlatmıştı. Djokovic ise ego kökenli tavırları yüzünden hep turnuvaların zaferi istenmeyen adamı oldu.

Sorgulamalar

Siz de bu üç adamı benim gibi aynı ruhun farklı vücutlara yansıması olarak görüyor musunuz, yoksa ben mi saçmalıyorum…

Aslına bakarsanız Mourinho ile Terim arasındaki yakın dostluğun temelinde de birbirlerine bakarken kendilerini görmeleri geliyor diye düşünüyorum. Biraz yakınlaşsalar Djokovic’i de severler mi…

Categories: Lakırdı masası, Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Transfer taklaları ve yönetim parandeleri

Uzun süre konuşmadıktan sonra ilk geri dönüşü futbolla yapmak da benden en beklenen son olsa gerek. Hele de bolca transfer gündemli ve yönetim eğlenceli bu dönemde.

Cim Bom’un transferleri ve soru işaretli Amrabat

Yazıya ilk gönül verilen renklerle başlayalım. Şimdiye kadar gidişat fena değil. İlk adımlar olan Umut ve Dany transferleri, pek çok kişinin burun kıvırmasına rağmen beni gayet mutlu eden hamlelerdi. İki adam da geçen sezon hiç yerleri doldurulamayan Ujfalusi ve Elmander’e güzel alternatifler olarak duruyor. Hatta ben onlardan bolca ilk 11 performansı da bekliyorum. Hamit ve Burak transferleri de taraftarın beklediği isimler oldu, golcü ve sağ kanat sorunu yaşanan sezonun ardından. Tabi bunlar, Fenerbahçe’nin transferlerine karşı ayaklanmaya çalışan transfer bağımlısı taraftarı da ciddi şekilde susturdu. Bu arada hazır Burak demişken, transfer sonrası “Galatasaray ile dostluğumuz bitmiştir” diyen Sadri Şener’in bir hafta önce Galatasaray 6,5 Milyon € verip Burak’ı alsa bozulmadan kalacak dostluk anlayışı da ciddi soru işareti. Oyuncuya doğru sözleşme yapamayan yönetimin taraftarı rakip üzerine kışkırtması da tam Türk takımlarına yakışır zaten…

Gelelim sezonun en çok bonservis bedeli ödenen ve Hurma’lı olaylı transferi Amrabat’a… Bu arkadaş açık alanda oldukça iyi, kıvarklığı çalımları tamam ama peki ya Galatasaray’a uygunluğu? Kaç takım Cim Bom’a Amrabat’a uygun açık alan bırakır? Kayseri ile büyük takımlar oynarken yarı alan ortasının önünde stoperlerle karşı karşıya kalıp hızını çalımını konuşturan Fas’lının karşısında bu kez yarı alan ortasında bekleyen hızlı bekler olacak… Umarım yanılırım ama öne geçilen maçlar veya Şampiyonlar Ligi dışında bekleneni veremeyecek bir Amrabat söz konusu olabilir. Şampiyonlar Ligi’nde de fiziken yetersiz kalabilir. Sonra hep beraber ağlarız “ah gitti paralar!” diye. O paranın adamı değil ama Hurma’nın zekası işi bitirdi, bu arada unutmadan son altı yılda transfer gelir – gider dengesinde en karlı takımdır Kayseri…

Şimdi “Sexy” takım (herkes niye taktıysa bu şirket ve pazarlama yöneticilerinin kullanmayı en sevdiği kelimeyi bir başkan kullanınca) taraftarları dört gözle “çilek” falan değil bu kurulan kadronun geçen yıldan ileri gitmesi için kesin şart gördüğü “Pitbul” Melo’yu bekliyor. Ortada konuşulan rakamlar çok büyük ama bakalım nolacak, 5 yıllık bedeli bonservisle beraber 30 milyon €’yu bulacak olan Brezilya’lı bu paranın karşılığını verecek mi bekleyip de göreceğiz…

Fener’in kimyası değişti

Emre gidince Fenerbahçe’nin sahadaki antipatik yıldız sayısı bire indi, o da vazgeçilmez 1 numarası. Kuyt, Egemen, Hasan Ali ve Mehmet Topal ile sarı lacivertliler bir anda yumuşak bir takımdan fizikli ve dirençli bir takıma döndü.  Bu değişim dışarıdan oldukça iyi görünüyor, ancak bu olurken teknik ve yaratıcılık olarak da ciddi biçimde gerileyen bir Fenerbahçe var.

Şu anki görüntüsüyle maçtan kolay düşmeyecek bir takım var; ama rakibin öne geçip geriye yaslanacağı maçlarda ve top tekniği oldukça sınırlı hale gelen savunma ve ön libero bölgesine pres yapan rakiplerle oynadığı zamanlarda ciddi sorun yaşayacağını düşünüyorum.

Fener’de transferler erken tamamlanmış gibi duruyor, ancak Şampiyonlar Ligi gidişatına göre bir yabancı stoper ve bir golcü daha gelecek gibi görünüyor.

Transfer gündemi sakin sakin giden Sarı Kanarya’da asıl gündem Aziz Yıldırım’lı şike süreci ve her zamanki gibi Alex-Aykut düellolarıyla dolu. Sarı lacivertlilerde tablo oldukça ilginç; adı şikeye karışıp suçlu görünerek ceza alan bir başkan, ona sahip çıkıp takımının onurunu hiçe sayan bir taraftar güruhu, Alex’siz de yapmaya alışmalıyız diyerek sezon öncesinde kaptanına “Koçum sen gelecek sezon bizimle zor kalırsın” diyen ve her sezon Alex’siz düzen kuramayıp bu lafını geri yutan teknik direktör, “Fenerbahçe’de her yaz kampa gelen gençleri bir daha göremiyorum, onlara hiç şans verilmiyor” diyen Filozof Alex. Tek saygım sanırım 10 numaraya…

Bu arada ortada bir şike hükmü varken ceza gelmeyince; şimdi adı daha önceden bu çirkin konudaki cezaya karışan Fenerbahçe ile Bülent Uygun’un karşılaşmasında gülen sarı lacivertliler olursa hep bir şüphe ve emeği sürülen leke olacak. Oysa keşke Avrupa örnekleri gibi olsa. Marsilya ve Juventus gibi şike yapanlar takımlardan uzaklaştırılsa, takımlar cezalarını çekse ve ertesi sezon herşey normal seyrine minimum gerilimle dönse…

Beşiktaş’ın basiretsiz ve dengesi yönetimi

Eline geçen büyük fırsatı ters tepen bir yönetim uçuyor İnönü semalarında. Devraldığı borç yükünün ve başına gelen UEFA cezasının sorumlusu olan zat-ı muhtereme tek laf edemeyen yönetim, taraftarı da bu hareketiyle kendinden uzağa itti. Bunun arkasından yeniden yapılandırma döneminin en kritik halkası olan teknik direktörlük koltuğuna daha önce deneyip verim alamadığı, geçmişinde hiç yapılandırma tecrübesi olmayan Samet Aybaba’yı getirdi. Bu tercihin arkasına da ruh getireceğiz diye sığındılar, o zaman sormak lazım “neden daha önce denenmemiş ve ligde fena top oynatmayan Şifo Mehmet değil” diye. Bana kalırsa amaç ruhsa Şifo ile Metin Tekin’i kulübeye, Ali Gültiken’i de sportif direktörlüğe getirip efsane ruhla buluşuyoruz diyerek taraftarla kenetlenilmeliydi.

Bu kadar tutarsızlık yetmezmiş gibi transferlerde de çok garip hamleler yapan bir yönetim var. Elinde Cenk gibi genç bir kaleci varken, yabancı kaleciye koşan; Ersan, Sivok ve Toraman varken Escude’ye sarılan bir insan grubu herkesi güldürmekten öteye gitmiyor malesef. Bunları yaparken de geçmiş dönemlerde iyi olan ve gençlerden kurulu bir kadroya abi olabilecek iki adamı maliyetlerinden ötürü bedavaya bıraktı. Bir de Olcay transferi var çok tanımıyorum ama bakalım o aldığı paranın cevabını verebilecek mi…

Son olarak da Quaresma krizi var, hem öldürülen hem de 15 milyon € üzerinde paraya satılmak istenen. Bu oyuncudan kurtulmak istemek maliyeti ve takıma aldığı paranın karşılığını veren adam olmaması nedeniyle mantıklı ama istenmeyen adamı satmanın da bir raconu olmalı, bakın Juventus’a…

Keşke baştan yönetim “hedefimiz UEFA’ya kalmak ve mali sorunları çözmek, bu arada da takımı yapılandırıp gençlerden bir ekip kurmak. Bunun için de Cenk, İsmail, Ersan, Necip, Muhammed, Oğuzhan, Mustafa Pektemek, Holosko,Veli, Olcay gibi gençleri tecrübeli ve takımı tanıyan isimlerle birleştirip güzel bir karışım çıkaracak yapılanmaya gidiyoruz” deyip de bunu yapabilseydi. Herkese de ders olacak bir proje takımı olsaydı.

Kasımpaşa’dan ve Anadolu’dan sesler

Son olarak da kısa kısa Kasımpaşa’dan Anadolu’ya tur…

– Kasımpaşa, eskinin İstanbulspor’unu andırıyor. Hani şu Sergen’i, Tanju’yu, Emre Aşık’ı, Salenko’yu kovalayan. Para var, oyuncu geliyor takım da İstanbul’da diye ama taraftar kıt… Takım olmak desen Dolar Euro paritesinde gidip gelen türde….

– Trabzonspor da inat etmesi çareyi uzakta değil yakında arayıp, Burak’ın boşluğunu Galatasaray’dan Sercan’la doldurmayı denese ya? Tarzları çok benzeyen iki adam, bir de Şenol Hoca onu da adam tadından yenmez.

– Kayseri, yine iyi transferleri var aldığı paraları iyi kullanıyor. Ama işte Şota’nın da yer yer ima ettiği gibi oyuncu satarak şampiyonluk gelmez.

– Bursaspor, geçen sezonun sonlarında toparlanmıştı. Bu sezona o gazla girerse yine üst sıralarda konumlanabilir.

– Es Es, UEFA kupasına iki hafta önce başlamanın etkisiyle erken form tutup erken dağılabilir. Ersun Yanal’ın da bu konuda meşhur olması nedeniyle oldukça enteresan bir sezon olabilir onlar için.

– Gaziantepspor, UEFA’dan maddi nedenlerden ötürü ceza alan son 6 yılda transferden en çok kar eden ikinci takım. Sormazlar mı “Petrol zengini” başkana “Nerede bu paralar” diye. Gerçi şimdi Ibricic’le anlaştı, taraftar biraz frene basar belki. Ama hem Avrupa Şampiyonası’nın yorumcusu Karaman’ın hem de başkanın kelle koltukta bu sezon. Hataları affedilmeyebilir.

– Cuper’in Ordu’su hazır kıta. Transferleri sisteme çok uygun adamlar. Bu sezonun süpriz potansiyeli en yüksek takımı.

– Barca’nın Xavi’si varsa Sarp’ımız, Messi’si varsa Pino’muz Yattara’mız var diyen Mersin’in bu sene ne iş yapacağı çok merak konusu. Ama açıkçası ben güzel futbol, bol gollü maçlar bekliyorum. Tek sorunu çok savruk ve yumuşak adamlarla dolu olması.

– Bu arada bir not da Emile Mpenza’yı deneyen Göztepe’ye. Yaşlı da olsa ölüsü sallar o ligi, ama verilecek paralar önemli…

Categories: Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bir cezanın anatomisi ve Türkiye’de ırkçılık

Dün akşam saatlerinde bir haftadır Türk futbolunu meşgul eden Emre Belözoğlu ile Didier Zokora arasında yaşanan ırkçılıkla ilişkilendirilen tatsızlığın cezası kesildi.

Bütün hafta boyunca gerek maçın hemen sonrasında LigTV’ye yaptığı ilk açıklamalar gerekse de kameralara yakalandığı anlarda ağzından çıkan kelimeler Emre’nin ırkçı söylemlerde bulunduğunu ortaya koyuyordu. İngiltere’de oynadığı dönemde, şu anda aynı takımda forma giydiği Yobo’ya da benzer söylemlerde bulunmuştu. İki futbolcu mahkemelik olmuş, ancak ortada kesin bir kanıt olmadığı için dava düşmüştü.

Emre ile Yobo el ele…

Maçın ertesi günü yaşananlarsa oldukça ilginçti. Emre ile daha önce ırkçı söylemlerde bulunduğu iddia edilen Yobo birlikte basın toplantısı yaparak Emre’yi aklamaya çalışmıştı. Kulağa oldukça ilginç bu durum karşısında insan “Emre, Yobo’ya ırkçı söylemde bulunduysa Nijeryalı futbolcunun hiç kişilik ve karakter değerleri yok mu da bugün çıkıp Emre’yi aynı konuda savunmak amacıyla basın karşısında yer aldı?” veya “Madem Emre ırkçı söylemde bulunacak biri değil neden siz mahkemelik oldunuz?” gibi iki çelişkili soru arasında kalıyor.

Tabi buradaki tavır da biraz ben “Irkçılık yapıp fucking nigger demem, çünkü benim de o zenci arkadaşlarım var” demek ister gibi basit ve çocukça bir yaklaşım içeriyordu sanki.

Cezanın mantıksızlığı

Bu basın toplantısının arkasındansa cezanın açıklanması beklendi. Normal şartlarda ırkçılık yapan bir futbolcu ciddi yaptırımlarla karşı karşıya kalırken; Emre, rakibine dirşek atarak 3 maç ceza alan Almeida’dan bile daha az ceze alarak 2 maç ceza aldı. Cezanın sebebiyse Emre’nin saha içindeki olumsuz tavırlarıydı. İşte burada da insan aklına; “Emre’nin Zokora ile tartışırken takındığı tavır sezon başından beri her maç takındıklarının aynısı değil mi? Neden onlar cezasız kaldı da bu sefer 2 maç aldı?” , “Emre olumsuz tavır içindeyken Zokora da benzer reaksiyon veriyordu o neden cezasız kaldı?”, “Görüntülere bakıp Emre’nin ırkçı küfürünü kimse farkedemedi mi?” gibi pek çok enteresan ve cevapsız kalmaya mahkum sorular geliyor.

Türkiye’de ırkçılık yok mu dediniz?

Bir de parantez de Türk insanı ve Türk basınına açmak lazım; “Bizim ülkemizde ırkçılık yoktur” safsatasından ne zaman vazgeçeceksiniz. Ermeniler’in, Yahudiler’in ve Kürtler’in rahatça kimliklerini ifade edemedikleri bir ülkede olduğunuzu ne çabuk unutuyorsunuz. Guardiola çıkıp Katalanca basın toplantısı yapabilirken, 4 büyüklerde oynayıp Kürt olduğunu beyan edip Kürtçe basın açıklaması yapmak isteyecek bir futbolcunun içine düşebileceği durumu hiç düşündünüz mü? Ya da bu kadar futbolcudan hiç mi Kürt olmadı da bir tane bile adını söyleyebileceğimiz Kürt futbolcu bilmiyoruz… Andımızın bile “Türk’üm, doğruyum…” şeklinde olduğu bir ülkede Türkiye’de ırkçılık olmaz demek biraz komik olmuyor mu? Sizin ırkçılık diye bildiğiniz şey sadece ten rengine bakarak yapılıyorsa bence sosyal ve toplumsal bir eğitime tabi tutulmanız gerekiyor sanırım.

Peki ya yayın yasağı?

Bir de tabi biraz önce gelen yayın yasağı kararı var. Neden iki futbolcu arasında yaşanan ve ırkçılık görmediğiniz, ‘temiz’ ve sadece maç içinde olabileceğin ‘biraz’ ötesine geçmiş bir tartışmayla ilgili haberlere yayın yasağı koyarsınız? Yoksa bilinmesini ve kurcalanmasını istemediğiniz birşeyler mi var?

Categories: Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.