Posts Tagged With: çarşı

Samimiyet

Günlerdir bazen olaylar içinde koştururken, bazen de Twitter’da yorum yapıp yorum okurken geçiyor zaman. İnsanların oturup tüm yaşananları ve yaşantılarını sorgulamaya başladıkları bir dönem oldu resmen artık bu günler. Bir mesai arkadaşım yazmış “Her gün yaptığım şeyler hiç bu kadar anlamsız gelmedi” diye… Hak vermeyen var mı acaba?

Geçtiğimiz gün Twitter’da eski patronum yazmış “Özgürlüğünün kısıtlandığını düşünenler gerçekten hangi özgürlüğünün kısıtlandığını düşünüyor?”, cevabım “En basitinden İnternet’te hangi siteye girebileceğime benim adıma birinin karar vermesi” Bunun arkasından iki tane tanımadığım insandan arka arkaya gelen yorum;

youtube

 

 

 

 

 

– “Youtube, kemalistlerin isteğiyle mahkeme tarafından engellenmişti.” (e ama biz “kimse” demiştik ya o kelimenin bir önemi yok mu? benim kemalist olduğum nereden çıktı o cümleden. Refleks olmuş biri bir özgürlük feryadı yapıyorsa kemalisttir zahir :) )

– “Onun çözümü var sonuçta engeli aşarak izleyebiliyorsun” cevabım: “kanunen yasak olan birşeyi yapmak için çözüm bulmak ve onu kullanmak hukuki olarak suç değil mi?” (buna yorum gelmedi tabi haliyle :) )

Bunun arkasından alkol yasağı üzerine biraz muhabbet dönüyor. Bir sorum oluyor “Neden 100 metre? 50 metre değil, 200 metre değil? Hiç sorguladın mı? Yoksa sorgulamadan kabul mü ettin?” cevap şöyle geliyor “Bu toplumu kötü alışkanlıklardan uzak tutmak için var olan birşey altında başka birşey aramamak lazım.” Son bir kelimem oluyor; “Bahis ve kumar kötü bir alışkanlık. Ama devlet tekelinde bu ülkede bahis oynanırken, insanların içki yasası konuşmasını samimi bulmuyorum. ” cevap gelmiyor, çünkü biraz araştırınca çıkıyor ki kendisi iddaa oynayan birisi ve bu özgürlüğüne taş gelince herşey sus pus…

Bu konuşmadan sonra herşeyi samimiyet penceresinden bakarak değerlendirdim kendimce birşeyler yaratmaya çalıştım. Herkesin de payına düşenler vardır zannımca…

– Başta bir ağaç uğruna orada olan bir avuç gence orantısız güçle saldırıp insanları oraya toplayan hükümetin bu işi faiz lobisi ve dış mihraplar yapıyor savunması samimi geliyor mu? (O çevrecilerin başındaki kişiyi doğru muhattap alıp dinlese ve demokratik ikna süreci uygulansa sizce bunlar olur muydu?)

esnaf

 

 

 

 

 

 

– İş demokratik bir sürece girmişken Park’ı boşaltmama kararı alarak, kendi özgürlüğünü isterken o bölgede yaşayan veya çalışanların özgürlüklerine darbe vurmaya niyetlenen insanlar ne kadar samimi? (Ben görüşmeler başlayınca gitmemeye başlamıştım Gezi Parkı’na ama Cumartesi yeniden hareket başladı, çünkü yine özgürlüklerimin savunulması ihtimali olmadığı ve diktatörce yine asarım keserim diyip her kararı alabilecek bir düzenin karşıda olduğunu görmüş oldum.)

– Özgürlük için oradayken Türbanlı bir anneyi döven insanın özgürlük anlayışı ne kadar samimi?

– Bu hareket özgürlüklerin korunması, muhattap alınmak vs. için insanların tek vücut olması hareketi derken partilerinin veya örgütlerinin bayraklarını asan, o bayraklar ellerinde dolaşan oluşumlar ne kadar samimi?  (Buradaki kasıt PKK değil tüm parti ve sivil toplum kuruluşlarıdır)

Gezi Parkı'na Cumartesi akşam müdahalesi

 

 

 

 

 

 

 

 

– Büyük bölümü polis şiddetine tepki olarak oraya koşan grup tam sakinleşmiş, artık süreci daha karşılıklı konuşmalı bir ortama taşımaya niyetlenmeye başlamışken yeniden polis şiddetiyle ortamı körükleyenlerin bu olayı tatlıya bağlama samimiyeti ne kadar var?

iddaa logosu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

– “Dinde yazan şey kanun olunca mı zorunuza gidiyor”, “türbanlı kızlarımız okula gidemiyor”, “bir türbanlı anne dayak yiyor” diyerek dini sömüren bir insanın kendi hükümetinde ülkede bahisi tekel şeklinde devlet yönetimiyle ilk kez resmi olarak başlatması din yaklaşımı ne kadar samimi? (Toplumun hassas olmadığı bir dini yasağı kullanıp para kazanınca günah olmuyor zahir :) )

Gazi parkı olayları cami

 

 

 

 

 

 

 

 

– “Camiye ayakkabılarıyla girdiler” diye feryat figan eden bir başbakana hiç bir vicdanın kalkıp “Cami Allah’ın evi olarak görülüyorsa ve bir insan dini inancı, görüşü vs. ne olursa olsun yaralanınca Cami’ye sığınan insanda bile ayakkabı mı dert ediyorsun?” diyememesi ne kadar samimi? (Aynı camide içki de içiliyor dedi ama imam yalanlayıp dinen yapması gerekeni yapıp doğruyu söyleyen imamı görevden alan birinin hala din ve bu cami olayı yorumlarına inanan ne kadar samimi o da ayrı konu…)

kask numarası kapalı polis

 

 

 

 

 

 

 

 

– Kask numaralarını gizlemesi, evlerden “yeter artık atmayın evde nefes alamıyoruz” diye haykıran halkın evine gaz bombası atan polisin toplumun huzur ve güvenliğini sağlama konusundaki görevini yapıyor olması fikri ne kadar samimi?

– Olayların ilk 3-4 günü hiçbir şey yayınlamayan medyaya yönelik olarak “medya bu kadar özgür değildi” diyen birinin toplumu her konuda kendi çıkarlarına göre değil gerçeklere göre doğru bilgilendirdiğine inanan insanlar ne kadar samimi?

Polis, Toma'daki suya kimyasal madde katarken

 

 

 

 

 

 

– “Tomanın suyunda ilaç var ama kimyasal değil” diyen ve “bugün müdahale olmayacak” diyip akşam müdahaleyi izleyen vali ne kadar samimi? (Bana ilaç olup kimyasal olmayan birşey söyleyin valiyi cepten arayıp baştan beri tüm dediklerim için özür dileyeceğim :) )

– Havaalanlarında miting yapan ve oralarda polis müdahalasi olmayan, taksime miting yeri değil diye polis müdahalesi yapan; elinde sopalarla yürüyen AK Gençlere arkasında duran tomanın dokunmadığı ülkede eşitlik ve eşit mesafede demokratik devlet duruşuyla ben %100 başbakanıyım demek ne kadar samimi? (İkinci olayı dün Kabataş’ta bizzat gördüm ama evine giden vatandaşı oynadığımdan dikkat çekmemek için fotoğraflayamadım)

AKP mitingine hazırlanan çarşı pankatları

 

 

 

 

 

 

 

 

– Ankara’da MHP bayrağıyla, İstanbul’da yalandan “yaptığı” Çarşı bayrağıyla üstüne çakma Gucci Tshirt giyip Nişantaşı’nda salınarak insan kandırmaya çalışan yurdum genci imajlı hükümetin kitleleri kandırmadan iş yapıyoruz anlayışı ne kadar samimi?

Hitler dönemine ait referandum pusulası

 

 

 

 

 

 

 

– Hitler’in diktatörlük stratejisinin en temel öğesi olan “sonucu hesaplanabilen bölgede referandum ve plebisit uygulaması” yöntemini kullandığı halde “hangi diktatör bunu yapar?” diyen başbakanın yönetim anlayışı ne kadar samimi?

– Terör örgütü liderine “sayın” diyen ve terör örgütüyle barış için masaya oturan, ama karşısındakileri galeyana getirmek için Gezi Parkı’nda bayrak açan terör örgütü üyelerini kullanan başbakanın Barış Süreci fikri ne kadar samimi? (Unutmamak lazım, barış süreci sonrası bu insanların siyasi ifade özgürlükleri ve toplumda bayraklarını açarak gezme özgürlükleri olacak. Onlara uygulanacak her toplumsal şiddet de suç olacak.)

Adalet sarayı baskını

 

 

 

 

 

 

 

– Hukuka aykırı şekilde içinden avukatları alınan bir “Adalet Sarayı” bulunan ülkede hak ve hukuk inancı ne kadar samimi?

– Doktorların, Hipokrat Yemini’ne uygun hareketle önüne gelene kimliğine bakmadan tıbbi müdahalede bulunmasını eleştirip bunları cezalandıran devletin sağlık anlayışı ne kadar samimi?

– Bireysel emeklilik sisteminde ödemelerinizi yapıp bitirseniz bile paranızı alabilmek için 50’li yaşları beklediğiniz, ama milletvekili olursanız 29-30 yaşında yüklü maaşla emekli olabildiğiniz bir ülkede emek karşılığı ne kadar samimi?

– Karşısındaki farklı görüşü dinlemeye tahammülü olmayan insanların olduğu ülkede başbakandan muhalif görüşlere kulak vermesini beklemek ne kadar samimi?

– Sığ bir öğrenim hayatıyla futbolculuk, iett memurluğu vs. basamaklarından geçip başbakan olan birinin psikoloji, sosyoloji, mimari, şehir planlama, çevre bilimi, matematik, sağlık, ekonomi vs. gibi konularda ben bilirim herkes işine baksın tavrı ne kadar samimi?

– İstanbul Belediye Başkanı olduğu günle şimdi arasında mal varlığında uçurum olan ortanın altı gelir düzeyinden gelip bir anda zenginler arasına girebilen birine “bu para nereden geldi?” diyip karşılığını alamadığınız ülkede şefaflık, faiz lobisi, karanlık güçler hep karşımızda diyen ne kadar samimi?

– Oteli nedeniyle sempati kazanan bir holdingin insanların gönlünü biraz daha derinden fethetme amaçlı gıda desteği hareketi ne kadar samimi?

– Para, rant, çıkar, pozisyon, iş korkusuyla susanın, kendi istediği dışındakilere gözünü kapayanın hayat anlayışı ne kadar samimi?

– Yapılan olumlu hareketlere de sırf muhalefet olsun da nolursa olsun diyenin yorumları ne kadar samimi?

– Polisin öldürdüğü kesinleşen çocuğa, otopsi bitmededen “onu eylemcilerden gelen taş öldürdü” diyen, çocuğun öldüğü yere “teşekkürler Türk polisi” pankartı astıran, yollara eylemciler atsın diye taş düzdüren, oğluyla beraber içini boşaltıp iflas ettirerek iki lig birden küme düşmesine neden olduğu takımın atkısını başbakana takıp tribünlere oynamaya çalışan belediye başkanının vicdanı ve hareketleri ne kadar samimi, bu adamı barındıran siyaset ne kadar samimi?

Ellerinde sopayla tekbir getiren grup

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

– Ellerindeki sopalarla karşısındaki sopasız gruba saldırmaya çalışan ve tekbir getiren grubun din anlayışı ne kadar samimi? http://youtu.be/7BSIwRoQbyw 

Taksim'e bombaların atıldığı an

 

 

 

 

 

 

 

– Dış basının yayında olduğunun bilindiği saatlerde, polisine en yoğun saldırılardan biri için emir veren insanın “Türkiye’mizi yabancı basın kötü tanıtıyor. Bunlar hep onların oyunu. Görüntüler yüzünden turizm kaybımız oluyor!” feryatları ne kadar samimi?

– “Reyhanlı’da Sunni kardeşlerimiz öldü” dedikten beş dakika sonra “CHP mezhep ayrımı yapıyor” diyen insanın dürüstlüğü ne kadar samimi? (Söylediği ve sonra yalanlanan açıklamaları, elde kayıtları olan şeylere ben demedim inkarları vs. de ayrı konu)

– Ne için yaptığını bilmeden, olayı polise karşı gelme odaklı bir bilgisayar oyunu sanarak hareket edenin eylemde bulunması ne kadar samimi?

Ethem Sarısülük'ün annesi

– Suçludur, suçsuzdur, sicili nedir, örgüt üyesi midir yoksa tamamen masum mudur bilemem ama olaylar da ölen çocuğunun cenazesini almak için “Sizin de ananız var, ne olur izin verin oğlumu alıp gideyim” diyen anneyi görüp dolmayan göz ne kadar samimi? youtu.be/wb_rz-S-ee0 

Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarları Gezi Park'ta

 

 

 

 

 

 

 

– 3 gün önce birbirini öldüren şimdi kol kola gezen ama 3 gün sonra yeniden birbirlerine karşı salyalar saçarak bağırıp küfredecek olan futbol taraftarlarının bütünleşmesi ne kadar samimi?

– Polisi müdahaleye davet ederek sakin ortamı bir anda karıştıran başbakanın bir gün sonra mitingte “LYS sınavı olan gece sabaha kadar tencere tava sesi yapıp sınava girecek gençlerimizi uyutmadılar” diyerek sınavı girenleri düşünmesi ne kadar samimi?

– Ülkeye girişi yasaklı bir cemaat liderinin Türkçe Olimpiyatları öncesinde video kaydını yayınlayan TRT’nin insanların vergileri üzerine kurulu bir devlet kanalı olması samimi mi?

– Karşı olduğu görüşte olan bir arkadaşını sırf üslubu ve görüşü nedeniyle defterden silenin dostluğu ne kadar samimi?

Divan Oteli'ne gaz bombası atıldığı an

 

 

 

 

 

 

 

 

– Bence en önemlisi: Pazar günü olaysız bir şekilde Divan Oteli’ni boşaltabilen ama Cumartesi günü içinde hasta, yaralı ve çocuk varken kapalı alana gaz bombası atan polise tek laf etmeyenin insanlığı ne kadar samimi? Divan Otel’e biber gazı atıldığı anın videosu

Daha da çok şey vardır ama akla gelen şimdilik bu kadar…

Reklamlar
Categories: Lakırdı masası | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bu kanı hepimiz döktük!

Cumartesi gününden beri spor adı verilen temaşadaki gariplikleri izleyip sinirden kudurmakla beraber, yazmak için hep biraz daha herşeyin yerli yerine oturmasını biraz daha olayları görmek istedim. Politik bazlı Reyhanlı olayı da oldu bu dönemde ama o konuya değinmeyeceğim. Sonucu acı; sebebi para ve politika. Apolitik bir insan olarak “politika ve para olmasa dünya güllük gülistanlık” diyen biri olarak zaten o konudaki tavrım net ve konu hakkında diyeceğim tek şeyse; politika, güçlü olma düşleri ve ekonomik hayaller artık masum ya da kendisinin yarattığı “suçlu” birilerini katletmekten vazgeçsin!

Beşiktaş İnönü Stadı

 

 

 

 

 

 

 

Neyse ben sevdiğim konunun iğrenç tablolarına geri döneyim… Önce İnönü Stadı’na veda maçına doğru gidilsin. Türk futbol önemli hikayelerinden biridir o stad. Dünya’daki en güzel konuma da sahiptir. Avrupa’dan Asya’ya selam eder Boğaz’ın dibinden. İşte böyle bir yerin yıkılmadan önceki son maçı oynandı Cumartesi günü. Maç öncesinde Gençlerbirliği tarafı “bu maçı sizin doyasıya yaşamanız lazım” diyerek taraftar getirmeyeceklerini ilettiler Beşiktaş kulübüne. Bütün Beşiktaşlılar, günlerce fellik fellik bilet aradılar ve sonunda o veda günü geldi. Maçta iki takımında ciddi bir galibiyet ihtiyacı yok, biraz Beşiktaş’ın var o da bir umut Şampiyonlar Ligi’ne gidilir mi diye. Böyle önemli maçlarda Beşiktaşlılar’ın ritüelidir, takım otobüsü geçerken yolu kesip tezahüratlar ve meşalelerle takımı kucaklamak. Bunu bilmeyen de yoktur. Doğrudur, yanlıştır tartışılır ama bilinir. Tam böyle bir anda taraftar coşkusunu takımla paylaşarak onları büyük stada vedaya göndermek isterken bir kaç “cevval” Türk polisi önce motor üstünde havaya ateş ederek kalabalığın arasına dalıyor. Sonrasında taraftarlar galeyana gelince de milli gazımız biber gazını basıyorlar. Başbakan’ı çırağandaki ofisindeyken çıkar da bu nasıl rezalet kimse engel olamadı mı bu yol kesilmesine demesin diye “işini yapan” polis bir ortalığı karıştırıyor ve korumakla yükümlü olduğu halkının ayılıp bayılmasına, onların malına mülküne zarar gelmesine neden oluyor. Polisin görevi böyle şeylerin hiç olmaması için herkesin bildiği bir gerçeğe karşı önceden doğru önlemleri almak değil midir? Neyse sonuçta bir şekilde başbakanından laf yememiştir yeter ona halktan polise ne. Biraz zaman geçiyor aradan bu kezde hiçbir şekilde polise saldırmayan, o tarihi stadın meşhur Beleştepe’sinde o bedava keyfi son kez yaşayan taraftara biber gazı sıkılıyor. Ortada polise tehdit yok, can mal güvenliği sorunu yok, terör olayı yok; ama “sözünü dinlemedi mi? Sık anasını satayım gazı görsün ebesininkini” mantığıyla çalışan “eğitimli” polislerimiz var.

Didier Drogba ve Volkan Demirel

 

 

 

 

 

 

 

Cumartesi onlarla böyle sinirlenirken; geliyoruz Pazar’a… Herşey saha dışında yeterince gerilmişti zaten. “alkış” mı “kıyamet” mi tartışmalarında yüce yöneticilerimiz bu iki kelimeyi birleştirip “Alkış kıyamet” sistemini bulamadan “kıyamet” kopardılar. Maç içinde işini yapmaya çalışan antrenörlere ağız dolusu küfür eden taraftarlar;  “Ölecek ölecek öleceksiniz, ananızın amını göreceksiniz!” diye sporda şiddet yasasına uyan tezahürat kültürüyle rakip futbolcuları selamlayan taraftarlar, tartışan iki kişiyi ayırmaya giden dünyaca ünlü yıldıza atar yapan rakip takım kaptanı ve rakip takım kaptanı oyundan atılınca arkasından gidip ona “I fuck your mom! Stupid! Stupid” diye iltifatta bulunan aynı dünya yıldızı, Birbirlerine gırt gırtlağa girip kavga eden iki takım kaptanı ve milli takım “arkadaşı, maç bitince 10.000’lerce kişiyi tahrik edip belki de faciaya yol açabilecek çocukça bir kutlama yapan “Şampiyon” takım. Maç sonrası herkesin dilinde “provakasyon” ama ne demişti Sezen “Masum değiliz hiç birimiz”

Pazar günü tek kaale aldığım ve olayı en iyi şekilde yansıtan cümleler Brezilya tarihinin en büyük iki kalecisinden birisi olarak gösterilen bir antrenörden geldi;  “Provakasyonu sahada değil daha yukarılarda aramak lazım. Bu oyunun geleneğindendir, maçtan önce konuk takım hocasına gider “hoşgeldin ve bol şanslar” dersiniz, ama malesef Aykut Kocaman’dan bunu göremedim” işte budur bizim hikayemiz de marka değerimiz de. Alkışlama mevzusunda herkes o utanç verici sulu derbiyi örnek gösterdi “büyük başkan” da dahil. Ama kimse bu maçı yukarılardan izleyen 6-0’da rakibinin elini sıkanı konuşmadı. Ne gerek var ki güzelliklere çirkinlikler varken?

Burak Yıldırım

 

 

 

 

 

 

 

 

Maç bitti… Maçtan önce başkanlarını hocalarını, maç içinde kaptanlarını gören gençler Edirnekapı’da karşılaştı. Olayın videosunu vs. katilin ifadesini okuyana kadar izlememiştim. Benim aklımda hep Pazartesi bindiğim taksici vardı. Maktul bir arkadaşının oğluymuş ve 10 dakika önce öğrenmişti. Anlatıyordu; “Çok efendi çocuktu. Gaziosmanpaşa’da Karadeniz Market diye iki marketleri vardı. Durumları falan da çok iyiydi. Nedir bu kin bu öfke” diye serzenişte bulunuyordu. Arkadaşının oğlu bu kadar yakmıştı yüreğini, varın anaları babaları siz düşünün. İfadeyi okudum, videoları izledim. Sonuç; “Evine dönen katile 5-6 kişinin de yanında olmasının verdiği sürü gücüyle seslenip koşan maktul ve elindeki bıçağı canice kalbe saplayan katil” bütün efendilik formalar giyilince bitmiş miydi? Efendi insan durduk yere tek bulduğu rakip takım taraftarının üzerine arkadaşlarıyla yürür müydü? Hani bu formalar büyük ve ağırdı? Hani bunlar gururun, asaletin, büyüklüğün renleri ve kıyafetleriydi? Buyrun işte artık büyüklük bu…

Fenerbahçe Galatasaray muz sorunu

 

 

 

 

 

 

 

Bundan sonra bir de “Muz meselesi” çıktı. Olabilir insanlar ırkçı olabilir, kulüpler de ırkçı olabilir. Ama hiç bir kulüp ırkçı taraftarını basın toplantısına çıkarıp biz ırkçı değiliz demez sanırım. “Biz kamera görüntülerini izledik o muzlar sallanırken sahada sadece Muslera vardı” dediler. Tüm delillere kanıtlara göre inanmıştım. “Garipler Avrupa’lıya özendi zahir” dedim. Ama aradan 2-3 saat geçti takke düştü kel göründü. Fenerbahçe tribününde maçı izleyen bir Galatasaraylı’nın çektiği videoda tüm takım sahadayken “Ölecek ölecek öleceksiniz” diye başlayan tezahüratla Galatasaray’ın malum futbolcularına muz sallanıyordu. Videoyu Fenerli bir spor yazarı arkadaşıma ilettim, bütün gün “Drogba ve Eboue’ye giydiriyordun. Bu videoyu gazeteci olarak senin çıkarman lazımdı ama neyse al buyur gerçekler görev sende” dedim. Fanatizmi ağır bastı ırkçılığa karşı gerçekleri yazmak ve twitter’da giydirdiği futbolcularla takımdan özür dilemek yerine benle ilşiğini kesti twitter üzerinden. Videoyu izlemeden önce bana “madem öyle birşey var bu kadar kameraman foto muhabiri niye çekmemiş bunu?” demişti. Sorunun cevabı da bu olayda gizli aslında.

Galatasaraylı baba Beşiktaşlı oğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

Arena’daki Beşiktaş maçında yan yana maç izleyen Galatasaray’lı bir babayla Beşiktaş’lı küçük oğlunun resmi vardı ortalıkta dolanan. Bütün arkadaşlarım ki bunlar üniversite mezunu eğitim olarak toplum üst seviyelerinde olan kişiler konu renklere gelince gözü dönüp “böyle şey mi olur, bu nasıl iş” dediklerinde onlara “ne var yani efendi gibi maçını izlemiş gitmiş çocuk” diye savunmuştum. Fenerbahçeli bir babanın Galatasaraylı oğluyum, o yüzden iyi bilirim o farklı renkteki baba oğulun beraber maç izleme hikaye ve heyecanlarını. Çocuk tutturur maça gitmeye baba binbir sıkıntıyı göze alır tutar oğlunun elinden gider maça. Ama işte bunu anlamak zor geliyor baba oğul aynı takımlı olanlara. Yine de renklerden doğan tahammülsüzlüktür tüm bu yaşadığımız… Bu da ırkçılığa girse ya, ha ten rengi için insan olarak görmemişsin karşındakini ha forma renginden. Taraftarlıktan önce insan olsak ya…

Eh işte geldiğimiz nokta budur… Okumuşu eli kalem tutanı bunu yapar, teknik direktörü onu yapar, kaptanı şunu yapar, başkanı ötekini yaparsa; cahili de gider caniliğini yapar. O yüzden bu kanı hepimiz döktük…

Bu arada yasalar çıkarmakla olmaz spordan şiddeti atıp bu işin temaşa olduğunu anlatmak. Eylem gerekir… Hatta hedef gösteriyorum ilk işiniz isimleri Kill for you, die 4 you olup logosunda “Anarşi” işareti olan tribün gruplarına bu güzel isim ve logoları için yaptırımda bulunmaktır.

Sezen’in dediği gibi “masum değiliz hiçbirimiz”…

Categories: Sportif mavralar | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.